İndir (.doc)
Gözyaşı düşse taşa,
Taş yanar baştanbaşa;
Âşık gerek, görünce,
Aklı sana dolaşa.

Cânânım, bu hâl nedir?
Yanana doğar (bedir);
Senin gizli ilmini,
Aşk ver, sen bana dedir.

Âşık! sen ver kulağı,
Bu söz eritir dağı;
Nice âşıklar dolu,
Görünmez gönül bağı.

Birçok âşık dikili,
Yanında gül ekili;
Bu sözü diyen Dosttur,
Tercüman, (Emre) dili.

(Emre) dili tercüman,
Yandım çıkıyor duman;
Yananlar Dostu bulur,
Gözünle gör de inan.

Tadı benzemez bala,
Yananlar, tadı ala;
Biz yanmaya razıyız,
Bizi götür visala.

Gönül bu zevke dala,
Ölenler, seni bula;
Çalış, sen mundar ölme,
Yurlar da korlar sala. (1)

Götürürler mezere, (2)
Muhabbet etme zere; (3)
Aşkın varsa Hakka ver,
Varlık kalmasın, zerre...

Sakın deme sana sen,
Bir gün çürür bu beden;
Anlatılmaz bir hâldir:
Hiç dönmüyor o giden.

Gidenler geri gelmez,
Gelenin dili dönmez;
Bu halleri bilenler,
Ağlar, gözünü silmez.

Gören, boyanmış kana,
Canlar nasıl dayana...
İyi anla sen (Emre),
Gönül koyma cihana.


(1) Seni yıkarlar da teneşir tahtasına korlar. Yumak = yıkamak.
(2) Mezer = mezar ; halk dilinde böyledir.
(3) Zer = altın.