İndir (.doc)

(Tamahkârlıktan bahsedilmişti)

Emre - Yılanlar büyüyünce ejderhâ olurlarmış. Bunların Kaf Dağı'nın arkasına korlarmış. Bunlar, dünyaya çıkabilmek için sabahtan akşama kadar Kaf Dağı'nı yalaya yalaya cıgara kâğıdı hâline getirip bırakırlarmış. Dağ ertesi sabah eski hâlini alırmış. Tamahkârlık da buna benzer: Kaf Dağına benziyen malımızı, paramızı yalaya yalaya yeriz, cömertlik dünyâsına bir türlü çıkamayız. Halbuki Allahın "Rezzak" sıfatına inandıysak, tamahkârlığa ne lüzum var... Bu dünyadaki nimetleri bu kadar halk yiyor da yine tüketemiyor.

Emre - Celâl Efendi eve su aldı değil mi?

Hanım Bacı (Celâl çalım'ın Hanımı) - Bize suyu, şurdaki patron (genelev patronu kadın) verdi. Para almadı, "Babamın hayrına, kim alırsa alsın" dedi.

Emre - Hay gözünü sevdiğim! Allah, "Patronu sevmem" diyor mu? Ama, "Essahî habîbullah, elbahîl aduvvullah" diyor (Yâni, cömert kimse Allahın dostu, hasis düşmânıdır).

Şânından mıdır ki biz istiyelim de vermesin? İstiyene verir.

Adana'daki tulumba suları çok pis. çünkü helâların pis suları, içme suyumuza karışıyor. Gel de ilmi inkâr et... Neleri görüyor, ne gözle görülmez mikroplardan bizi koruyor...

Emre - "Essahî habîbullah, velev kâne kâfiren = Kâfir de olsa, cömert kimse, Allahın sevgilisidir" demiş. Dıştan "kâfir" diyor, asıl kâfir olan, bahîldir, tamahkârdır.

Sehâ (Cömertlik), yalnız yemek sehâsı değil, varlığımızı O Varlıkta yok etmektir.