İndir (.doc)
Bir dem gelir, güler, bir dem de hicran,
Bir dem şen olur da, sonu da figan;
Bir hâl, karar tutmaz, durmadan döner,
Devrindedir tadı, böyledir ihsan.

Bütün yaradılmış, devr ile yaşar,
Aslını bulmağa, sür'atle koşar;
Yerini bulmadan, hangi göz görse,
(Bu hâl nedir?) diye, neylesin, şaşar.

(Akıl)la, bu (İlm)in, vardır hudûdu,
(Aklı Küll)de bulur, bulan, Mâbûd'u;
Oraya yürüyen, nice bilgiyi,
Mâni' olur diye, burada kodu.

Gidenler, gitmiştir, olarak üryan,
Her vârı terketmiş, yürümüş yayan;
O yolun yolcusu; fedâi gibi...
Canından geçene, edilir ihsan.

Dünyaya gelirken, üryân olur kul,
Geldiği gibidir, gidilecek yol;
Soyunup gidene, karşı çıkarlar,
Bilgisiz gideni, ederler kabûl.

Anadan doğana, bu hâl sorulsa,
Dili dönüp demez, olsa da Îsâ;
Birdenbire bilmek, diledi Fir'avn,
Söyleyim deyince, ne oldu Mûsâ?

Ağzına verdiler, yanmış ataşı,
Görünce, acıdı, onun kardaşı;
Âdem cesedinden, hudut çizmişler:
(Emre) fedâ etti, geçerken, başı.

Zapteden: Vasfiye Değirmenci
Saat:9.44




26.11.1952