İndir (.doc)
Ne kadar işlek yol, insanın gönlü...
Bâzı diri geçer, bâzı da ölü;
Emri nerden alır, oraya gider;
Kargayı geçirir, bâzı bülbülü,

Her dâim açıktır, geçen kervana,
Yetmişiki mahlûk, tâbi insana;
Gece, gündüz işler, öyle bir yol ki...
Yolcuyu gönderir, iki cihâna,

Bir yandan gelir de, bir yandan geçer,
Bilinmez göçebe; durmadan göçer;
Zehri tatlı gelir, ne bir tılısım... (1)
Her gelen gelir de, giderken içer.

Gelenin gözünü, acele sıvar,
Uyuşturur, yapar, canlı bir duvar;
Cevherini alır, taşa döndürür,
Hiç vicdânı yoktur, gülerek kovar.

Gözler önündedir: öyle bir gaflet,
Bakar bakar, görmez, nice bin millet.
Bildirmeden verir, tuttuklarına,
Gözleri görerek, anlanmaz illet.

Emrine mahkûmdur, denizler, dağlar,
Tılısımı çoktur, geleni bağlar;
Kim ki güvenirse, varlıklarına,
Buradan giderken, hasretle ağlar.

Sâbit gibi durur, durmadan döner,
Yakayı verenin, üstüne biner;
Bilen mahkûm olmaz, gezer üstünde,
Altında kalmamak, oluyor hüner.

Gaddârı sevenler, olur mu sâlim?
Her ne kadar olsa, burada âlim?
(Emre)! mahârettir, ondan korunmak,
İşte ona derler, (Bilinmez İlim).

Aman sakın çekme, birşeye hüzün,
Nice nice geçti, ay ile çok gün;
Aşkın ateşinde, aklı temizle,
Ona (Hükmeden)e, yetiş de görün.

Zapteden: Vasfiye Değirmenci
Saat:13.45


(1) Bu nasıl bir tılısımdır...

10.11.1952