İndir (.doc)

Emre - Burhan Sâdık Bey, okumadan, görmeden, aynen Doğuşlar gibi söylüyor. Şuna bak: "Ağaçtan değneğe benzeyen mantık" diyor. Mantık bu sırra eremez.

S - Burada oturup, İskenderundaki Burhan Sâdık Beyin ağzından söylüyorsun. Burada sana inanmıyanlar, bâri ona inansınlar... öyle bir oyuncusun ki...

Emre - Seni de oynatıyor o Kudret.

Durmadan okuyor, hâli tecelli ediyor. "Emrenin kalbine batırıp, batan ayın kenârına yazdım" diyor. Nerden gidiyor buralara... Bu, makam-ı fenâ lisanıdır. Bitişiklik var çünkü. Sonra yaradılışında da var. İlâhî bir menbaa temâs edince, başladı böyle cevherler dökmeğe. Hem şiir, hem mîmârı, hem resim. Bir de aleyhimizde yazanların yazılarına bak... Onlar da resimlerini ayna çerçevesi içine bırakıyorlar.

Düşünmek, değirmene testiyle su dökmeye benzer. O suyla döner mi hiç değirmen?.. Burhan Sâdık Bey'in şiirlerinin, düşünmekle hiç alâkası yok, aşk mahsûlü onlar.

çok var cevherli insanlar... Zaman zaman uyanacaklar.

(Burhan Sâdık Yalçın'ın Yeni Devir gazetesindeki son yazısı okunduktan sonra)

Emre - Hadi bakalım... Hiç ayrı değil, gece gündüz berâber. Dünyâperest ve hayâperest değil bu çocuk. Ben ömrüm boyuna çalışsam, bu hâle karışamam. İşte atlama, işte sür'at! "Allah, bin saati bir saat eder" derler ya işte böyle. Allah insanın kaabiliyetine, sadâkatına göre uzatır, kısaltır bu müddeti.

(Aşağıdaki Doğuş okundu)

            Nice güneş, nice aylar, göz ağımda gizlidir,

            Büyük, küçük hep yıldızlar, dimağımda gizlidir.

            Bunlar, dâim, mihverinde döner durur, emrimle,

            Hep kuvveti benden alır, parmağımda gizlidir.

 

            Bunlar, benim bedenimde, her biri bir zerredir,

            Kimi nurdur, kimi toprak, dâim dönen küredir,

            Her ne kadar dönerlerse, yönleri, hep (Bir)edir,

            âdemedir secdeleri: Toprağımda gizlidir.

 

            Varlıkların bütün canı, ayrı değil, bir candır,

            "Bir göz" ile seyredene, O, her dâim üryandır,

            âşık olup, dâim bakan, kendi olur, hayrandır,

            Benim gönlüm, mekânıdır, gel! bağımda gizlidir.

 

            Nefesimdir diri tutan, hep bürüyen: bedenim,

            Ben muhîtim her âlemi, gelip geri gidenim,

            Fâli ben'im, Muhtâr ben'im! yok ile vâr edeni'm

            Emreyleyen mevlâ, benim dudağımda gizlidir.

 

            İşâretle o İblîse gösterdiğim ağacım,

            Bilmek için derde düşen derlilere ilâcım,

            Yakasını kurtarıp da Şâh olana bir tâcım,

            İhrâç olup sürülene; dağda biten yaprağım.

 

            Hemi tamu, hemi uçmak, hem de Havvâ, âdemim!

            Nuh olanı hâlâs eder, tûfânında var gemim!

            Cibril ile göğe çıkan Ahmet ile hemdemim,

            Yedi sene hıfzeyleyen Hırâ denen bir dağım.

 

            âşık ben'im, Mâşuk ben'im, ara yerde nâr ben'im!

            Fir'avn'ım var, Mûsâ ben'im, dağ denilen Tûr ben'im!

            Bir ağaçtan ateş olup, balk balk eden nûr ben'im!

            Gören ben'im, görünenim, yoktur ben'im ortağım!

 

            Mülk benimdir, can benimdir, ben benimdir, ben benim

            Hayvan benim, nebat ben'im, diri tutan ten ben'im!

            Yok olup da vâr olana, "Vâhid" olan Sen Ben'im!

            Su olup da derelerden berrak akan, ben, ağım!

 

            Ben âcizim, hem toprağım, îlân ettin Sen, Mevlâ!

            Duramadım, bedenimi eyleyince istilâ,

            Lâyık mıdır haber vermek, (Emre) gibi bir kula?

            Bu dilimi Sen söylettin, neyleyim, ben ahmağım!

Zapteden: Rûşen Mirici
19.3.1952  Saat:09.30