İndir (.doc)

(Celâl çalım Ağabeyimiz: "Sabahtan kalktım da eyledim nazar" mısraı ile başlayan Doğuşu okuyor)

I-         Sabahtan kalktım da eyledim nazar:

            Hazret'i Yûsuf'tan kurulmuş pazar,

            Karşıda Zelihâ zülfünü tarar,

            Kendinden kendine görünmek için.

 

2-        Güneş kıvılcımı, yapmıştır süsü,

            Nûr-u ilâhîden onun örtüsü,

            Bu canın bahası, onun görgüsü,

            Kendinden kendine görünmek için.

 

3-        Her tarafı sarmış O'nun boyası,

            âşıklar seyreder O'nu doyası,

            Bu felekten geniş eli ayasa,

            Kendinden kendine görünmek için.

 

4-        Gözleri geniştir Arş-ı âlâ'dan,

            Her vakıt seyreder o Yâr, bâlâdan,

            Bütün âşıkları O'dur ağlatan,

            Kendinden kendine görünmek için.

 

5-        âdem-ü Havvâ'dan etti tecellî,

            Şark ile garbı da tutuyor eli,

            Dâimâ diridir, yoktur eceli,

            Kendinden kendine görünmek için.

 

6-        Her vakit diridir, alan gıdâyı,

            Bütün zerrâtlardan eder edâyı,

            Kendisi insandır, saklar Hudâyı,

            Kendinden kendine görünmek için.

 

7-        Seyreden unutur mülk ile malı,

            Aklından çıkarır bütün hayâlı,

            Görünüyor Vâhid, binbir boyalı,

            Kendinden kendine görünmek için.

 

8-        Ne hikmettir, O'nu durmaz ararlar,

            Kendisini koyup, taştan sorarlar,

            Eğer görünürse, tuzak kurarlar,

            Kendinden kendine görünmek için.

 

9-        İhâta eylemiş bütün sıfâtı,

            âşık, okur, yazar, O'ndan, âyâtı,

            "Nefthü" dilinden alır hayâtı,

            Kendinden kendine görünmek için.

 

10-      Onlar görür görmez, candan geçerler,

            Görünmez, bilinmez ele göçerler,

            Dirilik suyunu ordan içerler...

            Kendinden kendine görünmek için

 

11-      Durmadan öğdüğüm, "âdem gönlüdür",

            Ordan Hudâ söyler, kendi ölüdür,

            Solup da çürümez, "diri gülü" dür,

            Kendinden kendine görünmek için.

 

12-      Emre'nin gözleri, O Gül'e bakar,

            O Gül, durmaz açar, dâimâ kokar,

            Bu ne hikmet Yârab, görenler korkar,

            Kendinden kendine görünmek için.

14.9.1949

 

Emre - Mısrî Niyâzîde şöyle bir şey var:              

Sûre'i Necm'i oku,
Anla-gıl vahy-ı Hakkı,
Bilesin ol Mustafî (Mustafa)
Nefesidir Kâmilin.

Demek ki, Hz. Muhammed bile, bir Kâmilin nefesi imiş. Necm, yıldız demektir. İnsanın gözü açılırsa, o kimse, asıl yıldızın "İnsan" da olduğunu görür. Gökteki yıldızların bir kısmı taş, bir kısmı da dumandır. Yıldızlardaki ziyâ, güneştendir. Bizdeki yıldızın ışığı içinde ise, Allahın kendisi vardır.

1- İnsan, Yusuf makamına gelmeyince, kendi Yusufunu göremez. O Kudret kendi kendini görür. Yâni, Kendisini ancak kendi görebilir. "Allah bir nurdur ve ancak Kendi nûdundan görülebilir" diye bir söz vardır. Allah kendini, bizim gözümüzle görür. O zaman, bizim zannettiğimiz bu göz, kendisinin gözü olur. Zâten bu göz bizim midir ki... Şu sigara tablasına kumanda edebiliriz, yâni onu istediğimiz yere koyabiliriz ama, gözümüze kumanda edemeyiz. "Ey gözüm! şu mâvi tablayı beyaz gör!" desek gözümüz bize itaat eder mi? O hâlde bu göz bizim değilmiş. Bir devre gelir ki, gözümüz de, kulağımız da, Allahın gözü, Allahın kulağıymış. Allah bir hadîsi kutsîde: "Sizinle görür, sizinle işitirim" diyor gaalibâ. Aradan çıkmayı bilirsek, gören Kendi, görülen kendi. Ama, nasıl çıkmalı aradan? Şimdiye kadar kendi başımıza kendimiz belâ olmuştuk. Bunun içindir ki Allah Kur'ânda: "Nefsinizi, yâni kendinizi öldürün" diyor. ölmeden evvel ölün" sözü de Hadîs galibâ. Ama, bu sözleri, herkes kendi aklına göre anlıyor. Bir devre gelir, bu sözlerin hâli tecellî eder, hakîkat da o zaman anlaşılır. "Arı sırrı, Ali sırrı" diye bir söz vardır dilimizde. "Arı"nın bir mânâsı da "Temiz" demektir. Demekki Ali'nin, yâni Hz. Alinin sırrı, temizlenmemişsek anlaşılmazmış.

"Küllü şey'in zevceyn" diye bir söz var. Yâni her şey çifttir: Gece-gündüz, erkek-dişi gibi. Hakîkat de böyledir: Bir hâl tecellî edecekse, biri erkek biri dişi iki akıl, iki gönül bir araya gelecek. Elektrik ışığı da iki telden meydâna geliyor. Bu iki tel, birbirinin zıddı elektrik taşır. Bu zıddiyet kavgasından, bir ışık çıkıyor. Bizim, sevgi gibi gördüğümüz bu zıddiyat mücâdelesinden çıkan ışık, insanlara hizmet etmek, yol göstermek içindir. O Kudret, Zeliha ile Yusufun birinden bakıyor, birinden bakılıyor.

2- "Güneş kıvılcımı" deniyor Doğuşta. Akıl da, bu güneşin kıvılcımı zannediyor. Halbuki, mâneviyetin kendine göre bir güneşi vardır. Onun içindir ki Kur'ânda Batılıların Rabbi (Rabbülmagarip), Doğuluların Rabbi (Rabbülmeşârik) sözleri vardır. Asıl güneş âşıkların, âriflerin kalblerinden, gözlerinden doğan güneştir.

örtüsü, Nur-u İlâhîdenmiş: Bu vücûdun sonu leş. Fakat Allah, onu öyle bir nurla muhafaza etmiş ki... Bu leşin önü ve aslı nurdur. O nûru göstermiyen, vücuttur. Onu görmek için bu canı vereceksin: Sinemayı seyretmek için para verdiğimiz gibi. Ama ne fayda ki ben O'nu göreyim diye canımı vereyim dedim de, canımı aradım aradım bulamadım. İşte biz candan vazgeçince, O, Kendi kendini görecek. Bu sözler, söylenirken sese, yazılırken de harfe tâbîdir. Halbuki bu hâli anlatmak için, huruf kâfî değildir. İşte bu, bir sırdır. Ali sırrı. öte tarafı: Sessiz, sözsüz, hâli konuşmadır. Anlamak istiyenin kaabiliyeti, o âleme varır. Santrançı Urefâ'da bir "Muhabbet" var ya, işte o atar insanı o âleme.

3-  O boya, her tarafı ve bizi her vakıt sarmış. Bu aklı keyflendirecek şeyler de birer boya değil mi? Her şeyin renkleri ayni olsa, kâinatta tad kalmaz. Tadı renklerin başka başka olmasında. Hakîkatın boyası, her tarafı sarmış, kendisini seyretmek için. O boyayı, O Varlığa âşık olanlar seyreder. O'nu görenin, seyredenin avucunda, bütün felekkiyyât mevcuttur. O, böyle bir kudrete sâhiptir.

4-  "Gözleri geniştir Arş-ı âlâ'dan" = Bizim Arş-ı âlâmız Aşk'tır, İlâhî arzûdur, yokluktur. O, hangi zerrenin gözünden seyrediyorsa, onunla berâberdir. "Küllü şey'in hay (her şey diridir) demiyor mu? Kendi ismi de "Hây-Diri" değil mi? Diri olanın gözü de vardır. Dolayısıyle her şeyin gözü vardır. Demek ki Allahın sevdiği kulunun gözü, Allahın gözü demektir. İşte, âşıkları ağlatan, o gözün esas Sâhibidir.

5-  "âdem-ü Havvâdan etti tecellî" = Demek ki, ilâhî güzellik, âdemden, yâni insandan aranmalıymış. Ama her insandan değil, âdem gibi Sâfiyullah, Allahın temizlenmiş, saflaşmış kulundan, öyle insanlardan aramak lâzımmış. Secde için, secdeye lâyık olmak için, âdem gibi "safiy" temiz olmalı. Pâdişah, temiz olmıyan bir eve girer mi? temiz bir eve benzeyen temiz bir kalbe girince de, o kalbin sahibinin gözünden bakar.

Şark da, garp da, her taraf onun hükmündedir, avucunun içindedir. O, dâimâ diridir. Yâni o adamın mâneviyeti, ahlâkı, secde ettiğimiz mâneviyeti dâimâ diridir. Onu gören de onun gibi diridir, onun tâ kendisi demektir. Fakat onu her göz göremez. Senin eline bir diken batsa, benim elim acır mı? Demek ki, ağrı da zevk de insanın kendinden kendinedir, kendine âittir. Onun kendisi, bizzat kendisi olmazsan, onun aldığı zevki duyamazsın, alamazsın.

6-  Ondan gıdâ alanlar da onun gibi diridir. Bütün her şey onun hükmünde ve emrinde olduğu için, her şey onun olduğu için, o her zerreden görünebilir. Şundan "Cemâl", Bundan  "Celâl" sıfâtı ile ed? edebilir, görünebilir. çünkü "Ve Hüve alâ Külli şey'in Kadir = O her şeye kaadir, muktedirdir."

"Kendisi insandır, saklar hudâyı" = Kendisi insanmış. "Hudâ", "Sâhip olan Allah" demekmiş. Ona yaklaşan, onda fânî olan insanlar da her şeye sâhip olur, yâni sâhip olduğu şeyi incitmez, dolayısıyle de millet tefrik etmez, herkesi, her şeyi sever.

7-  Onu bir kere seyreden, malını, mülkünü, canını unutun, Doğuşun söylediğine göre, bunlar, yâni mal, mülk ve can, birer hayâlmiş. O "Vâhid", yâni "Tek" olan Allah, bu hayallerle binbir boyaya boyanmış olarak görünüyormuş. Ne için? Kendinden kendine görünmek için.

8-  Ne hikmettir, O'nu herkes arar ama, yalandan arar. Kimi onu arıyorum diye cenneti, kimisi de mal ve mülkü arıyor. Sıdk ile arayan, onu mutlakâ bulur. Allah, din ile, mezheb ile bulunmaz, Aşk ile bulunur. O, sıdk ile arayanla berâberdir ve birgün, Kendisini arayana diyecektir ki: Ben seni arıyorum.

Bâzıları da, Allahı aramaya, Hicaza giderler. Aklı yetenler, Allahı aramak için bir adım atarlarsa, kâfir olurlar. çünkü Allah bizden ayrı değil. "Ben size şah damarınızdan daha yakınım" demiyor mu?

Görünecek olsa, Onu arayanlar bile, Ona tuzak kurarlar, fenâlık yapmak isterler. O da, bunun için saklanır. Halbuki, Ona kimse bir şey yapamaz. Tuzak kuranlar, kurdukları tuzağa kendileri düşerler. Bize acıdığından saklanır.

9-  O, bütün sıfatları, yâni her şeyi ve herkesi muhittir. Onun âyetleri, dürülüp bükülmez. Hâkîkat görüşüyle bakacak olursak, Kur'ân  bile küfürdür. çünkü Allahın gerçek âyetleri, kâğıt üstünde değildir. O âyetlerin hurûfâtı canlıdır. âşıklar Kur'ânı, canlı Kur'ândan okurlar. Onlar "Ve nefahtü" den, yâni kelâmdan gıdâ alırlar, ala ala da birgün dirilirler.

10-  Onlar o Kudreti görür görmez candan vazgeçerler. "Canım var!" diyen, ölüdür. Canından vazgeçen ölüler için ölüm var mı? Neye benzer bu? Farzedelim ki bir merkebimiz vardı, birgün ölür diye korkup duruyorduk. Sonra bu merkebi satıp, paraya çevirdik. Para ölür mü? öyleyse âşıklar, bu hayvandan, diri iken vazgeçerler. Böylelikle de, bilinmez, görünmez bir ele, bir âleme göçmüş olurlar. Gerçi aramızda dolaşırlar ama, onların âlemleri başkadır. İnsan, oraya varmayınca dirilmez. Ebedî dirilik, o âlemdedir.

11-  İşte, durmadan öğülen o âleme, O Gönül'e girmek lâzımmış. Bu gönül, saf, temiz bir insanın gönlüdür. "âdem" denilen bu insanın kendisi, yâni nefsi öldüğü için, ondan Hudâ söyler. O, diri bir güldür, ne solar, ne de çürür.

12-  O gülü tanıyanın gözleri, hep o güle bakar. Başka güllere çürüyecek güllere bakmaz. O gül durmadan açar, yâni yeni sözler söyler, yeni domurcuklar yetiştirir. Ne hikmetse, onu görenler, "bizi dinimizden edecek" diye ondan korkarlar