İndir (.doc)
Her devir geçer de, kalır arkada,
Böyle karar etmiş, yaradan Hudâ;
(Küllü hâlin yezûl): ibretle seyret:
Tekrar çıkıyor mu, söylenen sadâ?

Durmadan değişir, insan sûreti,
Kırış kırış olur, yüzünün eti:
Birbirine uymaz, her ân değişir,
Dışı gibi olur, hem de siyreti.

Bir günü, gününe, bir daha uymaz,
Beraber gezdirir, hârice koymaz;
Bir dem gelir, şarkı, şimali dinler,
Bir an gelir, kendi sözünü duymaz.

Bir dem gelir, taştan, topraktan sorar,
Kendini unutur, yabandan arar; (1)
Yârab! senden başka, yaradılmışın,
Hiçbir hâli tutmaz, bir çeşit karar.

Sarayın bâkîdir, gerisi vîran...
Oradan kulunu, edersin seyran;
Yüzünü gösterinğ: görünmek için, (2)
Görüp rasgelenler, oluyor hayran.

Kerpiciyle taşı, dizilmiş, candan,
İçinin sıvağı, kırmızı kandan; (3)
Bu insan vücûdu, sana mekândır,
Birbirine durur, her dâim dîvan.

Kimsenin kimseden, yoktur haberi,
Bilenler görüyor, orda Dilberi:
Secdegâh yanında, bina etmişler
İnsan burnu gibi, bütün minberi.

Orada okuyor, duyana, Hatip,
İşiten kulağa, ne kadar câzip...
Yapan, yaptıranlar, benim! diyemez,
Senden başka kimse, olamaz sâhip.

Yetmişikibuçuk, toplansa, millet,
Dinleyip seyretse, bırakmaz gaflet;
(Emre) yalvarıyor, hep senden sana:
Cümlesine eyle, Sevdiğim, himmet.

Durmadan söylersin: "Gömlekten soyun!"
Çalışsan, çıkmıyor, takılmış boyun;
"Giyin!" diyen sensin, "çıkar!" diyen sen,
Bu (Emre) anladı: sendendir oyun.

Zapteden: Fuzûle Emre
Saat:11.15


(1) Yaban = Dışarı, hariç.
(2) Gösterinğ = Gösterirsin.
(3) Sıvak = Sıva.

29.9.1952