İndir (.doc)

S - Biz "Keyfe yuhyilmevtâ" (ölüleri nasıl diriltir!) diyemeyiz.

C - çünkü, gördük nasıl dirilttiğini, ha?

S - Evet.

Bu hâl, Hz. Muhammede kadar aklî, ilmî, hissî idi. Hz. Muhammedden bu tarafa, gerçek mânâsıyla anlaşılmıştır. Büyüyüp gidiyor da. Hz. Ali: "Ben görmediğim bir Rabba ibâdet etmem!" diyor. Ehl-i şeriat da söyler bu sözü ama, anlamadan. Daha evvel söylenmiş mi böyle bir söz? Mûsânın: "Seni göreyim" demesi, şirk. çünkü Mûsâ'nın Allahı görmek istiyen varlığı var bir, Allahın varlığı var iki. İkilik şirktir. Mûsâ, o ağaçtan, Allahın ışığını gördü, biz kulundan kendisini görsek çok mu?

S - Allahı bütün olarak göremiyorum. Cüzlerini görüyoruz herhâlde?

C - çok doğru. Bir devir gelir de görürüz. Pâdişâhın biri, körleri, sakatları, ayrı ayrı yerlerde beslermiş. Bir gün Hindistandan bir fil getiriyorlar. Herkes, sakatlar da seyrediyor fili. Körler de görmek istiyorlar. Fili afyonla uyuşturuyorlar. Körlere : "Filin uyuşukluğu 15-20 saniye sürer. Bu müddetten fazla ellerseniz, fil sizi parçalar" diyor. Salıveriyorlar körleri. Her kör ellediği yere göre bilgi ediniyor fil hakkında. Koğuşlarına gelince, biri : "Fil lâhana yaprağına benziyor" diyor. öbürleri kendi bilgilerine göre itiraz ediyorlar. Kimi direğe, kimi boruya, kimi küpe benzetiyor. Nihâyet kavgaya başlıyorlar. Pâdişah bunların hâline gülüyor ve onlara fili anlatıyor. El görgüsü, göz görgüsüne benzer mi? Hakîkâten, hepimizin gözü göz değil. Gözü açıklar da, körler de, Hz. Muhammedden beri çoğalıp duruyor. Hz. Muhammed: "ümmetim!" dediği için insanları ayırır da Allah ayırmaz. çünkü O, "Rabbül'âlemîn", âlemlerin, herkesin ve her şeyin Rabbi'dir, yalnız Müslümanların veyâ Hristiyanların değil. Allah nazarında insanlar arasında hiçbir fark yoktur. Kur'ânın hitapları hep insanlaradır. Kim kör olduğunu kabûl eder de Allaha sığınırsa, Allah onun değneğinin ucundan tutar. Fâtiha sûresinin ilk âyetinde: "Elhamdü lillâhi Rabbil'âlemîn= Hamd, âlemlerinin Rabbi olan Allaha muhsustur" yâni, "Ona hamdolsun" denilmiyor mu? Bu, Allahın sözü müdür, Hz. Muhammedin mi? İyyâke na'büdü ve iyyâke nestain = Ancak Sana ibâdet eder, ancak Senden yardım isteriz". âyeti, Allahın sözü mü? Hâyır, Hz. Muhammedin sözü. Allahın sözü ise, Allah kendi kendine hamdeder mi? "Yalnız sana ibâdet ederiz, yalnız senden yardım isteriz" der mi? Amma, "İnnâ enzelnâ Kur'ânen arabiyyen = Biz Kur'ânı Arapça olarak indirdik" sözü Allahındır. Fakat kimin ağzından çıkıyor? Hz. Muhammedin. Hz. Muhammed bu sözü söylerken "Tevhid" âlemindedir. Hz. Muhammed bu sözü söylerken "Tevhid" âlemindedir, çünkü Allahın sözü kendi ağzından çıkmaktadır. "Ancak Sana ibadet ederiz, ancak Senden yardım isteriz derken, Hz. Muhammed, âlem-i farktadır.

"Allah görülmez" diyenler, Mûsânın ümmeti. Muhammed ümmeti böyle der mi? Biz, "Erinî!" (= Kendini bana göster) demedik mi, "Lenterânî!" (= Sen beni göremezsin) desin bize. Biz, Hz. Muhammedden evvel gelmedik ki... "Erinî" diyenler Mûsâ ümmeti, "Allah gökte" diyenler de İsâ ümmeti... Biz ise Muhammed ümmetiyiz. Ama yol oradan geçiyor. Biz de öyleydik, ben de öyleydim. Bir zaman Mûsâ, bir zaman İsâ ümmetiydik. Şimdi çok şükür Muhammed ümmetiyiz.

Mûsâda görme kaabiliyeti olsaydı, "Bana görün!" demezdi Allaha. Kimnen konuşuyordu? Allahla. Sözünden anlıyordu da Allahı, gözünden anlamıyordu. Kaabiliyeti o kadar. Adamın, Hızırda Hızırı sorması gibi. Hani adamın biri, Hızırı bulmak için, Ayasofyadaki âvizenin altında kırk sabah namazı kıldıktan sonra, Kayyim, adama soruyor: "Sen Hızırı görsen tanır mısın?" "Yoook!", "Bak, ben sana Hızırı târif edeyim! Hızır taşa yazı yazarsa, parmağı taşa gömülür" diyor ve taş sütüna parmağını sokarak "Hızır" kelimesini yazıyor. Adam: "Eh, mâdem böyleymiş, bir daha dikkat ederim" diyerek, karşısındakinin Hızır olduğunu anlıyamıyor. Mûsâ da bu adama benzermiş.

Tapduk'un (Torunu Taptuk Temel) gözleri yeşil. Hızırın gözüne benziyor. Meleklerin de, Şeytanın da resmini hep insan şeklinde yapmazlar mı? O resimlerden, Meleğin kanadını, Şeytanın da külâhını at, geriye kalan insandır. En sonunda, insanlığı da terkedip aşka düşmek lâzım Allahı bulabilmek için. Bir âyet var: "Nereye dönerseniz Allahın yüzü oradadır" diye. Biz de Allahı kalbimize alabilirsek, döndüğümüz her yer kıble olmaz mı? Allahın yüzü orada olmaz mı? Bir doğuşta da :

            Her yana dönersem sensin görünen

            Kendime gelirsem sensin bürünen... demiyor mu?

S - Allah hem "Muhît", hem de "Tek" nasıl oluyor?

Emre - Allah Muhît'tir. Allah deyince, gözünün önüne bir varlık geliyor mu?

S - Şekle benzetemiyorum.

Emre - Şekle benzetmeyince, yâni Zâtını bulmayınca, sıfatlara başlıyacağız. İslâmiyette 1001 ismi var. Diğer dinlerde kimbilir kaç ismi var... Bir ismi Rezzak, bir ismi Hâdî, çebbar, Mudil, Müfsid... Bunları sayarken, gözümüzün önüne bir tabiat, bir huy sıfatı geliyor. Bunların hepsi haktır. Topyekûn hepsine "Hak" denmiş. Güneş doğuyor, ışığını aşağıya veriyor. Pencerelerden kapılardan, onların büyüklüklerine göre giriyor, evlere. O ışık tüm bir madde değil, zerrelerden ibâret. Hak sıfatı da buna benzer: öbür sıfatların mecmuundan meydâna gelmiş. 1001 ismin birçokları, Celâl'e, Cemâl'e tâbi.

Allah gözle de görülür ama, bilip gördükten sora, dâimî olarak görülür. Muşmulayı bilmiyordun, görsen de tanımazdın. Şimdi artık tanıdın. Allahın bir ismi "Zâhir" = Demek , Allah görülürmüş. çünkü "Zâhir" demek, meydanda olan, görünen demektir. Hepimiz görüyoruz da, tanımıyoruz. Bilip gördükten sonra tanırız. "Allahı kul gözü görmez, Allah kendi kendini görür" derler. Bâzıları : "Hz. Muhammed görür" derler, bâzıları da "Muhammed" de görmez derler. İnsan çalışırken, tefekkür ederken kendini kaybeder, yok olur. Yok olunca, Allah kendi kendini görür. İnsan ordan ayrılırken, kendinde ufak bir tatlı hissiyât kalır, baklavanın ağızda kalan tadı gibi...

S - Güneşe bakınca, milyarlarca şuâ gözümüze hücum eder, Allahı da güneşe teşbîh edelim. Şuaı bizleriz. Biz o güneşten bir parça mıyız, yoksa, o şuaın aydınlığı mı var üzerimizde?

Emre - Aklımıza, hazmımıza göre. Şimdi kendimizi ayrı görüyoruz ama, zaman gelir, berâber olduğumuzu kabul ederiz. Bakarsın ki ondan başka kimse yok. Bir hâlde de duramaz insan. "Allah muhîttir" sözü Hz. Muhammedin ağzından çıkmıştır. Allah muhît ise, Ondan başkası yoksa, sonra niçin İslâmiyete karşı olanlarla muharebe edip, "Onları öldürün!" emrini verdi? Demek ki, bir hâlde, bir makamda duramaz insan. Her şey yerli yerince görülmek gerek. Akıl o varlıktan ayrı değil ama, kendini ayrı görüyor. Birisi sana: "Allahı biliyor musun?" dese sen de "biliyorum" desen kızar , "bilmiyorum" desen daha beter kızışır. öyleyse, bu sözleri her yerde söylememeli. Onları da hor görmemeliyiz. Onlar kendilerini ayrı görüyorlar da onun için.

S - Hiçbir sanat ustasız olamaz.

Emre - Bir devre gelir ki, sen onun gönlüne, aklına girersin, ayrılık gayrılık kalmaz. Katettiğin mesâfe seni şaşırtır.