İndir (.doc)

(Rahmetli Yusuf Ziya çağlı, Emrenin Doğuşlarına ve sözlerine itirazlarda bulunurken: "Allahın zâtı insanda tecellî etmez, insanın hâricindedir" diye yazıyordu. Emre bu münâsebetle şunları söyledi):

Emre - "Mü'minin kalbi, Allahın evidir" diye bir hadis var. Bu hadise göre Allah, Mü'min bir insanın kalbinde imiş. Kalb insanın içinde değil de dışında mıdır? Bir hadis-i Kudsi'de de "Ben, kırık gönüllerle, çökmüş kabirlerdeyim" deniliyor. Acabâ, Yusuf Ziya hoca mı yanılıyor, yoksa Cenâb-ı Hak ile Hz. Muhammed mi?

Bir doğuşta: âdem-ü Havvâdan etti tecellî, deniyor. Demek ki, ilâhî güzellik, âdemden, insandan aranmalıymış. Ama, her insandan değil, âdem gibi "Safiyullah" Allahın temizlenmiş, saflaşmış kulundan, öyle insanlardan aramak lâzımmış. Secde için, secdeye lâyık olmak için, âdem gibi "Safîy", temiz olmalı. Pâdişah, temiz olmıyan bir eve girer mi? Temiz bir eve benziyen temiz bir kalbe girince de, o kalbin sahibinin gözünden bakar.

Şark da, Garp da, her taraf, o insanın hükmündedir. Avucunun ortasındadır. O, dâimâ diridir. Yâni o adamın mâneviyeti, ahlâkı, dâimâ diridir. Onu gören de onun gibi diridir, onun taa kendisi demektir. Fakat, onu her göz göremez. Senin eline bir diken batsa, benim elin acır mı? Demek ki, ağrı da, zevk de, insanın kendinden kendinedir, kendine âittir. Onun kendisi, bizzat kendisi olmazsan, onun aldığı zevki duyamazsın, alamazsın. Ondan mânevî gıdâ alanlar da onun gibi diridir. Bütün her şey onun hükmünde ve emrinde olduğu için, her şey onun olduğu için, o her zerreden görünebilir. "Şundan Cemâl, bundan Celâl" sıfatı ile edâ edebilir, görünebilir. çünkü "Ve Hüve alâ Külli şey'in Kadîr", O her şeye kaadirdir, muktedir'dir.

"Kendisi insandır saklar Hüdâyı" = Kendisi insanmış. Hüdâ=Sahip olan Allah demektir. Ona yaklaşan, onda fânî olan insanlar da her şeye sâhip oluyor. Yâni, sâhip olduğu şeyi incitmez, millet tefrik etmez, herkesi, her şeyi sever.  Onu bir kere seyreden, malını, mülkünü, canını unutur. Mal-mülk ve can, birer hayaldir. O "Vâhid" yâni tek olan Allah, bu hayallerle binbir boyaya boyanmış olarak görünüyor. Ne için? Kendinden kendine görünmek için. Ne hikmettir, O'nu herkes arar ama, yalandan arar: Kimi onu arıyorum diye Cenneti, kimisi de mal ve mülk arıyor. Sıdk ile arayan onu mutlaka bulur. Allah, din ile, mezhep ile bulunmaz, aşk ile bulunur. O, sıdk ile arayanla berâberdir ve birgün kendisini arayana: "Ben seni arıyordum" diyecektir.

Bâzıları, Allahı aramaya Hicaza giderler. Aklı yetenler, Allahı aramak için bir adım atarlarsa, kâfir olurlar. çünkü Allah bizden ayrı değil: "Ben size şah damarınızdan daha yakınım" demiyor mu?

S - Allahın, Mûsâya ateşte tecellî etmesi?

Emre - Mahlûkaat içinde insandan güzel ne var? Güzele herkes kendi aklına göre güzel der. Erkek mi güzel, kadın mı? Erkek. Hayvanlarda da erkekler güzeldir. Göz şehvetten sıyrıldıktan sonra hakîkatı, hakîkî güzeli görebilir. Erkek güzeldir. İçi ile dışı bir olan yâni Allahta fânî olan insan en güzeldir. Allah, işte böyle bir insanın kalbine sığar ve girer. Güneş felekiyyatı ihâta ediyor. Biz kendisine bakarsak, zâtı gözümüze sığar, onu görürüz. Ama, güneşin istilâ ve ihâta ettiği şeyleri gözümüz ihâta edebilir mi? Zâten Allah kendisinde fânî olanla beraberdir.

Mûsânın görüşünde arzu karışık: Hâmile karısı için ateş arıyor. Kaabiliyeti o kadar. Bu iş sâde kaabiliyetle olmaz, aşk lâzım. Eğer Fir'avnda olan zekâ ve aşk Mûsâ'da olsaydı, Hz. Muhammedin gelmesine lüzum kalmazdı. İnsanda hem Mûsâ, hem Fir'avn var.

Aklı, kesretten vahdete yükselen insan, din, millet, cins tefrik etmez. Allahın Kur'ândaki hitapları, filân millete değil, insana, yâni "âdem"edir. Allah bir insanda tecellî etti mi, onun lisâniyle söyler. Sözlerini söylediği şahıs "Ney"e benzer. Makam Neyde mi, üfürende mi? Ney bir âlettir, insan da öyle. Neyle insan, birbirine benzer: İkisinin de dokuz deliği var. üfüren, bir deliğinden üfürür: Ağzından...

Allahsız hiçbir kimse yoktur, çünkü Allah muhittir. Hükûmetin kaanunları gibi. Allahın zâtı, insandadır. Oraya atılırız. Atılınca, bakarız ki bizim bildiklerimiz ve yaptığımız işler yanlışmış. O zaman, irâdemizi ve aklımızı Ona teslîm ederiz ki, en doğruyu O yapsın. Allahın zâtında kaybolmayan kimse, dâimî cehennemdedir. Bu cehennemin odunu, gurur ve arzûlardır. Vücut hapsânesinden çıkanlar için azap kalmaz. Bunları temizleyecek yegâne şey Aşk'tır. Kur'ânda buna Muhabbet deniyor. Aşka düşen, dünyânın altında kalmaz, üstünde gezer.

"âdemû Havvâdan etti tecellî" = Demek ki ilâhî güzellik, âdemden, yâni insandan aranmalıymış. Ama her insandan değil. âdem gibi "Safiyyullah" (Allahın temizlenmiş, saflaşmış) kulundan, öyle insanlardan aramak lâzımmış. Secde için, secdeye lâyık olmak için, âdem gibi "Safiy" temiz olmalı. Pâdişah, temiz olmıyan bir eve girer mi? Temiz bir eve benziyen temiz bir kalbe girince de , o kalbin sahibinin gözünden bakar.

Şark da, garp da her taraf onun hükmündedir, avucunun ortasındadır. O, dâimâ diridir. Yâni o adamın mâneviyeti dâimâ diridir. Onu gören de onun gibi diridir, onun tâ kendisidir. Fakat onu her göz göremez. Senin eline bir diken batsa, benim elim acır mı? Demek ki, ağrı da, zevk de, insanın kendinden kendinedir, kendine aittir. Onun bizzat kendisi olmazsan, onun aldığı zevki alamazsın, duyamazsın.

Ondan mânevî gıdâ alanlar da onun gibi diridir. Bütün her şey onun hükmünde ve emrinde olduğundan, her şey onun olduğundan, O, her zerreden görünebilir. çünkü "Ve hüve alâ Küllî şey'in Kadîr" = O her şeye kaadir, muktedir'dir.

"Kendisi insandır saklar Hudâyı" = Kendisi sanmış "Hudâ, Sâhip olan Allah" demekmiş. Ona yaklaşan, onda fânî olan insanlar da her şeye sâhip olur, sâhip olduğu şeyi incitmez, dolayısıyle de millet tefrik etmez, herkesi, herşeyi sever.

Onu bir kere seyreden malını, mülkünü, canını unutur. Doğuşun söylediğine göre, bunlar, yâni mal-mülk ve can, birer hayâlmiş. O, "Vâhid", yâni Tek olan Allah, bu hayâllerle binbir boyaya boyanmış olarak görünüyormuş. Ne için? Kendinden kendine görünmek için.

Ne hikmettir, O'nu herkes arar ama, yalandan arar: Kimi, O'nu arıyorum diye Cenneti, kimisi de mal mülk arıyor. Sıdk ile arıyan, onu mutlakâ bulur. Allah din ile, mezhep ile bulunmaz, Aşk ile bulunur. O, sıdk ile arıyanla berâberdir ve birgün, kendisini arayana diyecektir ki: Ben seni arıyorum.

Bâzıları da Allahı aramaya, hicaza giderler. Aklı yetenler, Allahı aramak için bir adım atarlarsa, kâfir olurlar. çünkü Allah bizden ayrı değil ki. Ben size şahdamarınızdan daha yakınım! demiyor mu?

Görünecek olsa, onu arayanlar bile ona tuzak kurarlar, yâni fenâlık yapmak isterler. O da bunun için saklanır. Halbuki, O'na kimse birşey yapamaz. Tuzak kuranlar, kurdukları tuzağa kendileri düşerler. Bize acıdığından saklanır.