İndir (.doc)
Hayat bir rüyadır, bellisiz günü, (1)
Geldiği yeredir, insanın yönü;
Bilinmedik ele, durmadan yürür,
(Yarın) idrâk olmaz, hatırlar (dün)ü.

Hayatını bilmez, çok eyler teşviş,
Ölmiyecek gibi, durmaz, tutar iş;
Dünya bir pencere, her gelen bakar,
Bütün buna benzer, gelişle gidiş.

Hani, nere gitti, Hazreti Âdem?
(Hâbil, Kaabil) diye, ederdi sitem;
Bu fânî dünyanın, önüyle sonu,
Baştanbaşa dolu, azapla elem.

İkinci babası: o Nuh peygamber,
(Dünya Tûfânı)ndan, o verdi haber;
Gemisini yaptı, kurtarmak için,
Her cinslerden aldı; kendi beraber.

Eyyup peygamberdi, sabır sultânı,
Burda teslim etti, verilen canı;
O da terkeyleyip, bırakıp gitti,
Gafil olanlara, fâni cihânı.

Gelip de geçmiştir, nice Süleyman...
Arkada kalmıştır, bu devrü zaman;
Birçok devreyleyip, dolmuş, boşalmış...
İki kapılıdır, tılısımlı han.

Çok uzundur... Hani, Hazreti Ahmed?
Geldi, geçti; dedi: Yarabbî, ümmet!
Durmadan söylüyor, işitenlere,
Kulağı açıklar, alıyor himmet.

Dünya bir ejderha: var yedi başı,
Gelenlerin vurur, beynine taşı;
Gafiller gülerek, (benim!) zanneder,
Giderken rehberi: kendi gözyaşı.

İlk sözü, doğanın: dâim ağlamak,
Ayak bastığı yer: bir kara toprak;
Bir elden bir ele sürünür, gelir,
Hareketsiz olur, el ile ayak.

Terkettiği yerden, kalmaz haberi,
Gelir de dönemez, bir dahi geri;
(Emre)! anladın mı, bu esrârı sen?
Hiç geriye dönme, dâim ileri!

Zapteden: Fuzûle Emre
Saat:7.45


(1) Bellisiz = Belirsiz.

1.6.1952