İndir (.doc)

Emre - Şeyh Attar, çerçi (aktar) imiş. Birgün dükkânına bir dilenci geliyor: "Şey'en lillâh (Allah için bir şey ver) diyor. Aldırmıyor aktar. Dilenci : Ben senden Allah için bir şey istedim vermedin, sen benden Allah için canımı istesen veririm, diyor. Aktar: "Hadi ver Allah rızâsı için canını!" der demez, dilenci heybesini bir tarafa atıyor, kendi düşüyor Pat! diye, bir tarafa Aktar dilenciyi elliyor, bakıyor ki buz gibi olmuş. "Eyvâh, ölmüş" diyor. O, Allah için canını bile verdi de ben ona bir metelik bile vermedim, yazıklar olsun bana! Bir pişmanlık çöküyor aktara, "dükkândaki her şey yağma!" diye bağırıyor. İşitenler gelip dükkânı yağma ediyorlar. Bu hâdiseden sonra bir mürşîde intisâb edip, Şeyh Attâr oluyor. Tâbî, akıl buraları, bu hâlleri zor hazmeder. Çünkü korkar ölümden. Çocuğun cesâretiyle, büyüğün cesâreti bir midir? Büyüyen, tekâmül eden akıl, burada nasıl Allahla berâberse, ölünce de O'nunla berâber olacağını bildiği için ölümden korkmaz. Ölümden korkmayan, hiçbir şeyden korkmaz. Korktuğumuz her şeyde hakkımız yoktur. Korku cehildendir, bilmemektendir. Tabiat âlemine de böyle: Bildiğimiz bir ses bile âni olarak patlasa korkarız. Ama, bilirsek tavandaki şu salmanın (direğin) düşeceğini, korkmayız. Korku ya cehildendir, ya ihânetten. Cehil de körlüktür.

Hakkın cemâlini görmezsin körsün,
Körlük de bir hâldir, gözünen değil.