İndir (.doc)

S - Şu bizim canlarımız da ne sıkıymış, çıkmıyor.

C - Çıkıyor da haberimiz yok. "Benim!" diyenler, azraili çağırıyor. Burda canını Allaha verenlerin, Azrail nesini alacak? Azrail, ölmeden evvel ölmüş insanlara bir şey yapamaz. Adam buradayken canını Allaha teslim etmiş, Allah da onun canını alıp kendi canına karıştırmış. Allahtan başka neyi seviyorsak, canımız yavaş yavaş ona gidiyor.

Sandığa kıymadıkça, yâni sandığı kırmadıkça, cevher meydana çıkar mı? Korkak adam muvaffak olamaz. Neden ki korkuyor, o, onun Azrâilidir. Korku iki çeşittir: Biri meselâ, kazanır, yiyemez. Biri yaşamak ister, vücuduna kıyamaz. İkisi de korku  ve sevgi. Bir sevgi de vardır ki, korkusuz: Korkulu sevgiye basarak, onu ezerek olan sevgi. Böyle yapan her şeye muvaffak olur. Ölümsüz bir sevgidir bu. Korkusuz sevgi, Allah sevgisidir. Bunun içine Azrail giremez. Azrail Allaha ne yapabilir? Bu sevgiyle ulaşılır ölümsüz varlığa. Cesaret de beraber. Birisi, "Küllü câhilin cesur"ların cesaretidir. Bu, ilimsiz cesârettir. İçinde cehil var. Bir de bilgili cesâret var. Bu, insana, emin olarak Allah sevgisini temin eder. Evvelki cesâreti hem Allah, hem de kaanun yasak etmiştir. Öbür tarafta bu cesâreti, yâni bilgili cesâreti te'yid eden bir âyet de var: "Evliyâullah, ne korkarlar, ne de getirirler". Evliyâullah, Allahın dostları demekmiş. Demek ki, bir adam korkuyorsa, hüzün getirip canı sıkılıyorsa, Allahın düşmanıdır. Kim ki dosttur, Beşeriyetin menfaatını ister ve Allaha erişir. Canından, malından korkan, Allahın ve kaanunun düşmanıdır. Bir korkak, muharebede bir orduya zarar verir. Çalıştığı işte dâimâ geridir. Meselâ, Gâzî zerre kadar korktu mu? Hakîkaten rûhu şâdolsun.

Allahtan başka bir şeyi ne sever, ne bir kimseye kızışırız, ki onlar bize Azrâil olmasın. Biz, belimize ecel ipini bağlatmayız. Azrâil bize yaklaşamaz.

Herkesin sevdiği, kızdığı, zâten boğazında sallanıyor. Bereket versin, içimizi dışımıza çeviren yok. Yoksa, hani herif diyor ya zencî kabile reisine: "içini dışına çevirirsem, filân yerin alnıyın çatına gelecek" diye.

Biz, Azrâile mağlup değiliz. Diyojen'in dediği gibi "Biz, bizi mağlup edenin efendisiyiz". Nefsine mağlup olan, Şeytânın kuludur. Bizim Efendimiz Allahtır, Muhammeddir. O da bizden ayrı değildir. Bizi sıkacak hiç bir hâl yoktur. Sıkar, sıkar ama, misâfir gibi, gelir gider. Yerli olarak kalmaz.

Bütün melekler insanın hizmetçisidir. Biz "insan" olduktan sonra, Melek olan Azrâil de bize hizmet etmez mi? Bir hizmetçinin, Efendisine sözü mü geçer?

Azrâilin bizden alacak bir şeyi yok. Bizden alıp Sâhibine götürecek değil mi? Biz zâten kendimizi sahibine teslim ettik. Ama hakîkaten dâimâ zevkten ayrılmamamız lâzım. Ayrıldık mı, çobanın önünden kurdun ağzına gitmiş oluruz. Yazıcıoğlu, güzel söyler melekleri:

"Kulak Mîkâile benzer, ağız Cebrâile hemtâ".

Melek, meleke demektir. Kulağımızı temiz söz dinlemeğe alıştırırsak, işte oldu Mîkâil. Ağzımızdan dâimâ kimseyi incitecek bir söz çıkarmazsak, kalbimiz her şeyi affederek konuşursa, işte Cebrâil kapısı oldu. Kalbden kötüyü atarsak, ağızdan hep iyi sözler çıkacak.Burnumuza kötü kokuyu aldırmazsak, işte İsrâfil. Durmadan üfürüp duruyor. Burun üfürdü mü, vücuttaki bütün ateşleri yakıyor, derece-i harâreti muntazam tutuyor. Kaldı gözümüz. Fenâ nazarla bakmayız kimseye, o da bize bakmaz. Gözümüz de oldu bir melek. Kalb, yâni gönül, Allahın evidir. Mâdem öyle, oradan biz çıkar da oraya Allahı oturtursak, Cebrâil de, Azrâil de bize hizmetçi olmaz mı? O zaman "Rabbül'âlemîn" hali tecellî etti mi, ne ölüm var, ne kalım. Dünyâ sinemasındaki hayat filmini çevireni tanısak, filmin bir oyuncak olduğunu anlıyacağız ama...

S - Azrâil?

Emre - O da sende. Herkes, kendi Azrâilini gezdiriyor. Azrâilden kurtulmak için, canımızı sahibine vermeliyiz. Azrâil, o zaman yanımıza gelemez. Neyimizi alacak ki gelsin... Azrâili, buradayken öldürmeli. İnsanın kendi benliğidir Azrâil. Mikâil, Şarktan Garbe kadar her şeyi duyarmış. Sahibine ver o duyguyu, bak nasıl duyarsın... İsrâfil burundur, Cebrâil ağız. Ağızdır ama allahla bitiştikten sonraki ağızdır. Velhasıl, kendimizi bilip sonra da öldürmemiz lâzımdır. Bunun için Kur'ânda: "Uktülû enfüseküm (nefislerinizi öldürün) diyor. Hâli tecellî etmeden, Kur'ândaki sözleri anlıyamayız. İhsan Bey'in(Opr. Dr. İhsan Önal) tıp kitaplarını biz de okuyabiliriz ama, anlıyabilir miyiz?

Azrâil, insanın kendi zannı, sevdiği, korktuğudur. İnsanlar, ölüm seli gelirken, sağlam bir ağaca yapışmazlar da mercimek çalısına yapışırlar, çünkü, sele gitmeleri lâzım. Akılları neye takıldıysa ondan medet umarlar. Hökeççede misâfir olduğumuz evin örtmesine bir öküz boynuzu asmışlar. Başkası assa, "çıkart şunu" diye kavga ederler. Meğer o boynuz, çok sevdikleri bir öküzünmüş. Birgün pat diye düşüp ölmüş öküz. Boynuzunu hâtıra olarak asmışlar. Nelere takılır insan aklı...