İndir (.doc)
Yârab! tecellîne, eyledin hayran,
Gecen, gündüzün yok, edersin her ân;
Bu (Ümmî Emre)nin, gözüne dâim
Görünür, okunur, bu (Canlı Kur'an).

Sıra sıra dizik, benzer hurûfa,
Görüp seyredene, ordandır vefa;
Gözden göze ceryan, verir o satır,
Okunur, ettirir, bilene, safâ.

Her dilden okunur (Kelâmı Kadîm),
Hiç yanmaz, çürümez, diridir dâim;
Dürülmez, bükülmez, yaprağı yoktur,
Evveli, âhiri, yoktur, o Kaaim.

Kendi siyah, amma, nurdan mürekkep,
Hokkası hayâdır, rengi de edep;
Okuyana verir, şehâdetname,
Alanlar birikir, (Bir Nokta)da hep.

Alır almaz, kalmaz, şekil ve şimal, (1)
Bütün varlık, olur, sanki bir hayâl;
Esrar kapıları, durmaz açılır,
Ondan başka varlık, hep bulur zevâl.

Söylenip bilinmez, ordan ötesi,
İçten içe olur, oranın sesi;
Söylemeğe kâfi değil bu hava,
(Nefahtü) yelinden, alır nefesi.

İki cihan, olur, alanlara dar,
İçten içe yanar, dâim eder zâr;
Bir derde düşmüştür, yanar bu (Emre),
Âşıklara göster, kendini (2), kurtar.

Zapteden: Fuzûle Emre
Saat:10


(1) Şekil ve şemâil, şeklü şemâil. Adana halk söyleyişi.
(2) Sen kendini.

16.3.1952