İndir (.doc)

S - Kullar, günâhları kadar cehennemde yandıktan sonra huzûra kavuşmıyacak mı?

C - Çok doğru: Dünyada hırsızları âdâm ediyorlar mı? Cezâların dereceleri var. İnsanlar da fiillerine göre cezâ çekecekler. Kâfirlere ebedî cezâ var. Her yeri ışıtmak, güneşin şânındandır. Fakat biz odanın penceresini kapatırsak, odaya ışık girer mi? Kâfirler de pencerelerini Allaha kapamışlardır. Şeriat böyle söylüyor: Onlar için af yok. Burada îmân ederlerse kurtulurlar. âhir nefeslerine kadar müsade var. Nefes tamam oldu mu, bitti.

Bir Kasap Sultan vardı. Sabahlara kadar Allah! diye bağırırdı. Ötegeçede, (Şehre nazaran Seyhanın karşı yakası) otururdu. Perûza Abla isminde bir de kadın mürîdi vardı. Perûza Ablanın belinde erkek kuşağı, ayağında şalvar... Üstüne başına ayna parçaları dikerdi. Bir de kaması vardı. O Perûze Abla dilenir deşirir, götürür Kasap Sultanın önüne kordu. Kasap Sultan öyle durur, arada bir Allah! diye bağırırdı. Kalın bir değneği vardı. Değneğin ortasından tutar gezerdi. Bâzen de dellenirdi, bâzen de aklı başında olurdu. Dörtyolun ağzında helâ var ya, orası tekkeydi. O tekkenin şeyhi ölüm döşeğine yatmış. Kasap Sultan geziyor ki Şeyh Ahmet ölmekte. Şeyh Ahmet güzel binâ yapardı. Oturduğu evi de kendi yapmış, içinde de hastalanmıştı. Şeyh Ahmet, Kasap Sultana: "Hoşgeldin Dede!" diyor? Kasap Sultan Soruyor:

            - Ula Şıh Ahmet, sen haste oldun?

            - Evet Dede.

            - Ula neren ağrır?

            - Ağrımadık yerim yok, ıııh!

            - Ula Şıh Ahmet! bu evi sen yaptın?

            - Evet.

            - Daşını sen kesdun, sen yodin, sen dizdun?

            - Evet.

            - Yanında amele de vardu?

            - Hıı. Iııh!

            - Salmaları kaç dene?

            - Şu kadar. Iııh!

            - Ula, bu evin damına nerden çıkılır?

            - Eeee... Bırak Dede, iş âhirette bir ev yapmada.

            - Sen âhirette bir ev yapmadun?

            - Ne gezer... İnşallah bundan sonra...

            - Şimdiye kadar yapduuun, yapdun! Bundan sonra pohunan yapacaksun... Diyor.

Kasap Sultan biliyor o evin bir Kâmil insanın gönlü olduğunu ama, ölüm döşeğine yatmış bir adama nasıl anlatsın... O Kâmilin dışına baksan, bir şeye benzetemezsin. Zannedersin ki bir hırpo. Mısrî Nîyâzî:

            İzî yoktur ki îznden bilîne,

            Dahî tozmaz ki tözundan bilîne,

            Sen ânıı sanma sözünden biline

            Hakîkat ehlinin olmaz nişânı

diye uzun uzadıya anlatır.

Allahın binbir sıfatı kendisinde mevcut olmıyan Kâmil, kâmil değildir. Ona güvenilmez, Kâmilin aklı başında değil, elinden çıkışmış. Binbir sıfatın bir tanesi olmasa, o kâmil, o sıfatta fânî olmamış demektir. Kendisi bilmez o eksik sıfâtı kullanmayı. Kullanan kullanıyor o sıfatları. Kemâlâtı tamamlamak için, hiçbirine sahip olmıyacak o sıfatların ve kendinden de hiç bir şey kalmıyacak. Bu konuştuğumuz, anlaşılmaz  Hâl, kaal'e sığar mı? Bu konuştuğumuz, eğlence.

Çok büyük adam bu Niyâzî, ama edebiyata girmedi. Daha biz edebiyata yönümüzü dönmedik. Hocalık, şeyhlik hor görüldüğü için edebiyata alınmıyor. Bir insanın diğer bir insanın mahâretini anlaması için, o mahâreti bilmesi lâzım.