İndir (.doc)

Emre - Meselâ İstanbul'a gideceğiz değil mi? Niğde İstanbul yolundadır, Konya da İstanbul yolundadır. Fakat ne Niğde, ne de Konya İstanbul değildir. Niğde'den Konya'dan İstanbul diye bahsedecek olursak doğru olur mu? Feylesoflar da Allaha doğru gidiyorlar ama kimisi Niğde'den, kimisi Konya'dan bahsediyor. Akıl çanağı kırılıp Muhîtleşmedikçe Allahı anlayamaz. Onların söyledikleri kendi halleri değildir. çoğu, bir başka feylesofun söylediğini tamamlamak veyâ onun yanlışını, kendi aklına göre tenkit etmekten ibârettir. Yâni aklın hudûdu dışına çıkamazlar. Hz. Muhammed de akıla "Cebrâil" diyor. Cebrâil, bir yere gelince, Hz. Muhammede: "Ben buradan ileri gidemem" diyor. çünkü, akıl korkaktır. Hz. muhammed de, oradan öteye aşkla gidiyor. Aşk korkar mı? Ancak Aşk gider oraya. çünkü o hâdil değil, sultandır. Her şey ve herkes onun hâdimidir. Akılsa, korkar, "hasta olurum, ölürüm de çoluğum çocuğum sâhipsiz kalır..." der.

S - Arzu ile Kanber filmine gittik. Arzu da ölü, Kanber de... Akıl bâzen duruyor...

Emre - Hz. Muhammed de öyle yapıyor: Cebrâil'i bırakıp, yâni akl'ı bırakıp, Refref'le, yâni Aşk'la gidiyor. Bu yolda aklın hiçbir kıymeti yok, insanı yarı yolda bırakır... Akıl, insanı ancak ilmelyakîyn'e kadar götürür. İlmin sonu acizdir. Asıl güzel olan yer, aczin öte tarafındadır. Akıl, ne anlarsa ancak sözle anlıyabilir. Halbuki o Kudrete söz yetişir mi? Düşünsek ki ne kadar acz içindeyiz...

S - Cebrâil kanatlarını germiş de biri şarka, biri garba değmiş diyorlar. Ne demek istiyorlar bununla?

Emre - Mağripte akıl yok mu? Maşrıkta? Orda da var. Bunların hepsini birleştir, işte oldu Cebrâil. Cebrâilin asıl mânâsı "Akl-ı selîm" miş. Yâni tertemiz akıl. Hz. Muhammede hizmet eden akıl, bu tertemiz akıldır. Fücûrata götüren akıl, Cebrâil değildir. Cebrâil her insanda var da, tahrîk edip götürürsek, insanı ilâhî Aşk'a kadar götürür. Tahrîk etmezsek, olduğu yerde kalır. Cebrâili kuşa benzetmişler, insana benzetselerdi daha iyi anlaşılırdı ama...