İndir (.doc)
Gönül cennetinin, öttü nefîri,
Şen etmek içindir, her misâfiri;
Lâmbası yanınca, dört tarafından,
Sürüp de çıkardı, bütün kâfiri.

Görenin, kalmadı, zannı, gümânı,
Temellük eyledi, cennet irfânı;
Gönülden dışarı, eyledi ihraç,
Sırrı anlayınca, hûri, gılmânı.

Kıyâmetten evvel, haşri anladı,
Dimâğına aldı, lezzeti, tadı;
Yâr ile bir olan, birdahî anmaz,
Görmeden anılan, böyle bir adı.

Doğup Doğurmıyan, buldu, Mevcûd'ı,
Kendinden geçerek, eden sücûdu; (1)
Varıp da karışan, akıl değil mi?
Giden, burda koymuş, kirli vücûdu.

Nice arzûlarla, eylemiş hapis...
(Hâzâ yevmünnüşûr), söylenmiş Hadîs;
Mevlâyı bulunca, nitti Leylâ'yı?
Bize misâl oldu, o (Mecnun Kayıs).

Ordan geçenleri, söyletir dili,
Yakınca, göstermez, âlemi, eli;
Birçok devirleri, tepeleyince,
Gönüllerde yaşar, dâim, Fuzûlî.

İhâta eyledi, bu anda bizi;
Bu göze görünmez, onların izi;
Kıvılcımı düşse, alevlendirir
Sulardan birikmiş, büyük denizi.

Bu hâle dayanmaz, dağlar ile taş,
(Tefekkür) bilmeyip, nefse uyan baş;
Kimseler görmüyor, bu (Emre) yanar
Otuzyedi yıldır, hep yavaş yavaş.

Dışarıya çıkmaz, aşkın dumanı,
Vücûdu bırakıp, yakıyor canı;
Kendi ateşinde, pişirmek için
Taşlara tutturmuş, âşık insanı.

Zapteden: Vasfiye Değirmenci
Saat:9.30


(1) "Kendinden geçilerek edilen secde"yi buldu.

3.4.1954