İndir (.doc)
Son zamanda bekler, her mal, haracı:
Mutlak birgün çürür, ömür ağacı;
Bu dünyânın sana, ettiği ikram,
Tatlı gibi durur, anlarsan, acı.

Uykuda, sanırsın, tatlı penzehir,
Seve seve yersin, bilmezsin: zehir;
Gafletten uyanan, anca, almıştır,
Bu gelen afata, bilerek tedbîr.

Kulakları duymuş, denen hitaptan,
Bilip kurtulmuşlar, nice azaptan...
Görüp okumuşlar, hem de bilmişler
Dâim değişilen, (Diri Kitap)tan.

Anlamıyan, demiş, onlara: deli! (1)
Bilmemişler sahîh olan emeli;
Bir meyvadır, gezer, semâ elini,
Dünyâperestlerin, uzanmaz eli.

Bir ân sonra bilmez, başa ne gelir:
Ayaklara değen taşa, ne gelir?
Nefse mahkûm olan, idrâk edemez,
Uyandıktan sonra, hoşa ne gelir...

Bu nefis, elini, dilini bağlar,
Ömrün hitâmında, kalbini dağlar;
Görülmeyen hayat, yerden fışkırır,
Bilen, âbıhayat eline çağlar.

Seni uyutmuştur, muvakkat afat,
Anlamadan, ona, verirsin kıymat;
(Deryâ-yı Ahad)dan, ayrı gösteren:
Anayın, babayın, bu koyduğu ad. (2)

O ismi almadan, acebâ neydin?
Odur âlemlere , tutuşturan, kin;
Ararsan, müşkülü, dâim halleder
Nebîler yolundan, gösterien dîn.

Son ucunda vardır, ebedî hayat,
Dimâğa sarılan, tükenmez bir tad;
(Emre) vardı, aldı, durmadan eder
Geceler, gündüzler, ateşli feryat.



(1) Bu mısraa kadar olan kısım, bağa giderken otomobilde doğmuş ve saat 11.00 'de Selim Akgül tarafından; mütebâkî dörtlükler ise bağda, saat 12.32'de Ekrem Özhatay ve Selim Akgül tarafından zaptedilmiştir.
(2) Anayın, babayın = Senin ananın, senin babanın. Adana'da böyle söylenir.




14.3.1954