İndir (.doc)

(Besteden, güfteden bahsedilmişti)

Emre - Beste, aşkın kıvılcımıdır. Allaha yaklaştıran bütün kelâmlar makamla çıkar, makamsız gidilmez. Aşk böyle söyler. ölüm hâlinde veyâ hasrette kalmış bir insan, eli kulağa atıyor, bir beste veyâ makam tutturuyor. Kur'ânda makamla gelmiştir, yâni aşkla. Cebrâil, aklın aşka yaklaşmasıdır. Cebrâil, bir kudrettir, mânevî bir kudret...

Adamın birinin merkebi kaybolmuş. Camide va'zeden Nasrettin Hocaya ricâ ediyor ki duâ etsin, cemâat da âmin desin de merkebi bulunsun. Hoca birisine bir yular getirtiyor ve cemaata soruyor: "Ey ahâli! içinizde hiç aşk mâcerâsı geçirmemiş varsa, meselâ, mala mülke, kadına kuşa, Allaha filân âşık olmayan biri varsa parmağını kaldırsın. Birisi ayağa kalkıyor: "Ben hiçbir şeye âşık olmadım" diyor. Nasreddin Hoca, eşeğini kaybeden adama dönüyor: "Al şu yuları da git bu adamın başına tak, senin eşeğin odur" diyor. Herif de mîrasyediymiş. Etraftan: Şu adama bir eşek parası ver de kurtul, yoksa seni sürükleyip götürür" diyorlar. Adam, bir eşek parası verip o kötü vaziyetten kurtuluyor. Nasreddin Hocanın hâlini bilmeyenler, bu fıkraları güldürücü bir hikâye olarak dinlerler. Halbuki Hocanın bütün sözleri tasavvufî ahlâkı ve tasavvufî hakîkatı anlatan birer kimyâdır. Korkusu olsa Timurleng'in karşısına çıkar mıydı? Evliyâ olmasaydı ona: "Ben zâten futa'ya kıymet biçmiştim, senin ne kıymetin var ki..." diyebilir miydi? " Lâ havfün aleyhim ve lâyahzenûn: Onlar için korku diye bir şey yoktur, hüzünlenmezler de" âyetini sırrına mazhar olmasaydı, yâni evliyâ olmasaydı, Timurlenge bu sözü söyliyebilir miydi?

Körleri nehirden geçirmesi... Sakarya nehri midir, başka bir nehir mi? Yedi sekiz tane kör, nehrin derin olmayan bir yerinden geçmek için birisinin gelmesini bekliyorlarmış. Birbirlerine: "Bir gözü açık gelse de bizi geçirse..." diyorlarmış. O sırada birisinin cip! cip! diye ses çıkararak geldiğini duyunca, onu çağırıyorlar: "Kimsin sen?", "Ben Nasreddin Hocayım", "Gel de bizi geçitten geçir", "Parasız geçirmem, adam başına iki mangır", "Kabul!" "Gözü hiç görmiyen benim elimden tutsun, hafif ışık görenler en arkada olsun". Geçitten geçerken körler bağrışmaya başlıyorlar. Nasreddin Hoca soruyor "Ne oldu?" "Arkadaki iki kör suya gitti", "Ne bağırıyorsunuz dört mangır eksik verirsiniz".

Bizim de mânevî gözümüz açılmazsa, kıymetimiz iki mangır bile etmez. Ha geldik, ha gittik... Hattâ gelmedik ki gidelim...

Nasreddin Hocanın türbesinden bahsederler. Ne türbesiymiş? Ne kıymeti var türbenin? Hani Hz. âdemin türbesi? Yârın büyük bir zelzele olsa, Hz. Muhammedin türbesi bile yıkılabilir, kaybolabilir.