İndir (.doc)

Emre - Şeytan da haktır. Şimdiye kadar anlıyamamışlar, her şey Haktır. Merkebi kaybolan onu bulunca, "Bu benim hakkımdır" diye hak iddia etmez mi? Hak bir sıfattır. Allahın nasıl Hâdî ve mudill sıfatları varsa, Hak da bir sıfattır.

"Kanaat köşkünde benim oturan" diye başlayan Doğuşu söyleyince, belki bir ay tövbe istiğfar ettim. Sonra da tövbe ettiğime tövbe ettim. çünkü söyleyen ben değildim. (Bahsi geçen Doğuş şudur):

Kanaat köşkünde benim oturan!
Sabır ellerine mekânı kuran!
Bildim: gelip geçer, durmadan devran,
Nasib-eylemiştir Hazret-i Rahman.           

Bütün varlıkların sâhibi, ben'in!
"Nefhtü" canımdır, her varlık: Tenim,
"Fîhi min Rûhî"yi söyleyen, ben'im!
Bu sözlerden anlar, kimde var îman.

Sadık olanlara derim haberi,
çünkü onlar durmaz, hiç benden geri,
Sâdıklarım girer candan içeri:
Bilip inanmışlar, kalmamıştır zan.

Kimse bilmez, nice beden giyerim...
Devran her varlıktır, "âdem"dir yerim,
Aslım "Vâhid" dürür, yoktur diğerim,
"Nokta" iken beni görürler elvan.

Yine ben'im elvan gören, gözlerden,
Ben severim, hiç ayrılmam sizlerden,
"Tecellîm" var, Aşk için dilsizlerden:
Aşkım nerde, ben orda kurdum mekân,

âşık olur, kalmaz benim kararım,
Aşkı bulur, beni benden ararım,
âşık görsem, kalmaz hiç benim vârım,
İnanmazsan, târif-ediyor Kur'ân.

Ben yarattım, âdeme verdim kanı,
Nefheyledim ona, ben verdim canı,
Musallat eyledim derhâl, Şeytanı,
çün bilirim: âdeme etmez îmân.

âdem içinde gizlenen, ben idim,
Ervahlara: secde eyleyin! dedim,
Ben secdede o Şeytanı görmedim
Baktım gördüm: odur inatta duran.

Yine ben'im ona veren inadı,
Secde etse, kabûl-olur murâdı,
âdem ile etmemeli cihâdı,
İnatlıktan, başına verdim tûfan.

Devir-ettim, görün "hâli hâzırı".
Ben'im, bütün devr-edenin  nâzırı;
Delîl-ettim, arayana Hızırı,
Bene bulur, bilip, Hızıra uyan.

Ben ederim âdemden beri devri,
Kâh ölürüm, kâh olurum ben diri,
Gezdiririm "Hak" denilen cevheri,
Şimdi ben'im (Emre)de karar kılan.

İnsan, "Arafat=bilgi" dağına çıkmadan Şeytanı görüp taşlıyamaz. Şeytan ahmak mı ki orada dursun...

Şeytan, Kur'ândaki yedi âyeti bilmezmiş derler. Şeytan, o yedi âyeti bilir de okuyamaz, okumaz. çünkü benliği vardır, aşkı yoktur. Biliiir, imanı da var. Allahın kudretini âdemden daha iyi bilir. Benliği bırakmaz ki Allahın "Secde edin!"  dediği âdeme secde etsin.  âdem'se, "safiyyullah'tır. Yâni ahlâkını tasfiye etmiş bir insandır. Babamız olduğuna göre, hepimize "evlâtlarım" diyor, yâni âlemi seviyor. İnsanların, âdemin evlâdı oluşlarındaki incelik bu bakımdandır. Bâzı kimselerse kendi yer içer, çoluğunu çocuğunu bile düşünmez. Hased olanda, "Ben Kâmil olayım!" diyende, ufacık bir mânevî lezzet varsa o da gider. İhvanın birbirini sevdiğini görüp de sevinenler, gittikçe muhitleşir. İnsan kendisi yok olmalı ki muhitleşsin. Bir insanın sesi güzel olsa, o kimse şarkıyı kendisi için mi yoksa başkaları için mi söyler? Temiz bir insan, pisler ve kirliler arasında yaşıyabilir mi? Onları temizlemek için şefkat tecellî etmeli. Bir âdem yaratılsın çamurdan, Havvâ da sol kaburgasından hasıl olsun, bir de Şeytan... Yok böyle şeyler. Bunlar, bu hâller, olup duruyor. Irak büyük elçisi İbrahim âkif âlûsî, yazdığı mektupta: "İsmail Emre, yalnız bir milletin değil, bütün insanlığın fikir ve akîde hocası sayılabilir" diyor. Bak, kendini ayrı görüyor mu? Doğuş kitabı bir yere, bir masaya konsa, yanından yöresinden geçenler bile istifâde eder. Kur'ân Arapça olduğu hâlde herkes istifade etmeye çalışıyor.

Emre - İstersek Şeytanın şeytanlığını da alırız ama, ona zulmetmiş oluruz. O, din gününe kadar iğvâsına devam edecek, vazifesi bu. Din günü gelince onun işi kalmaz.

Emre - Ricâ edelim de kulluğuna kabul etsin bizi. Kul olmayınca dilek kabul edilmez. (Celâl çalım'a hitaben) Biliyonğ mu, Efendi (Develioğlu) "Yalvar kul Allaha yalvar" derdi.

- Evet efendim. Allah, Kur'ânda "Lekad halaknel insâne fî ahsen-i takvîm (biz insanı, eğriliği olmayan en güzel bir halde) üzre yarattık" dediği halde, Allahı, her yerde taşta, toprakta, câmide, Kâbe'de arıyorlar da Ademde aramıyorlar. Halbuki "Ahsen-i Takvîm olan âdem.

Emre - Ama her adam mı? Söyle bakalım Hacivat!

- Hâşâ

Emre - âdem "Safiyullah" olursa. Peki, söyle bakalım, Adem erkek mi idi dişi mi?

- O, sıfatların ikisinden de münezzeh.

- Birisi, "diyanete" dinâyet diyor, düzeltemiyorum da

Emre - Düzeltmemeli, gönül kırmamalı. Onu söylediği de doğru.

Emre - Demek, "Velekad kerremnâ benî âdem" ha? " Ve lekad kerremnâ benim âdem"mi yoksa?