İndir (.doc)

Hoca’nın Ay’ı Kuyudan Çıkarması

Nasreddin Hoca bir gece kuyudan su çekmek için bahçeye iner. Kovayı kuyuya sarkıtacağı sırada bakar ki ay kuyuya düşmüş. Nasreddin Hocayı bir telâş alır, karısına seslenir:

—Hanım, çabuk çengeli getir: Ay kuyuya düşmüş.

—Herif sen deli misin? Ay kuyuya düşer mi?

—Nasıl düşmez… Düşmüş bile. Gel de gör.

Kadıncağız Hoca’ya dert anlatamayacağını bildiği için çengeli alıp bahçeye iner. Hoca çengeli kuyuya atar, ayı yakalamağa çalışır. Tesadüf, çengel kuyudaki taşlardan birine takılır. Hoca çeker, çıkaramaz, bir hayli uğraşır. Nihayet var kuvvetiyle çekince ip kopar, Hoca da sırtüstü yere düşer, başı, beli incinir. Yattığı yerde başını, belini ovuştururken, bakar ki ay yerine gelmiş.

—Allah’a şükür, der, çok zahmet çektim ama ay da yerine geldi.

EMRE’nin Tefsiri:

—İnsan vücudu kuyuya benzemez mi? Kırılıp, yüzlerce parça hâline gelmiş bir aynanın parçalarını bir araya getirsek de onlara baksak, hepsinin içinde kendimizi görürüz, insanlar da bu ayna parçalarına benzerler. Hepimiz o (Büyük Kudret)in bir parçasıyız.

Muhterem okuyucularımıza bu (mana) ile ilgili şu doğuşu takdim ediyoruz:

Birbirine uymaz bu iç ile dış:
Misâldir, seyredin, bahar ile kış;
Akıl bir aynadır, sen yere attın.
Kullarına, parça olmuş, yapışmış.

Kimisi uzundur, kimi yuvarlak,
Kimisi paslıdır, kimi de parlak;
Herkes, bulduğuna olmuştur mahkûm;
Dönüp hepsine dedin: (Doğru bak!)

Yüzünü görenler, aynaya göre;
Durmadan dönüyor, sanki bir küre;
Gözleri tamama düzgün görününğ,*
Tarif etmek için, neylersin, köre…

(Ayanım) dersin de, olursun gaip,
Dostlarımdan beni eyleyin tâkip;
Oyunu oynayan, Yarabbi, sensin,
Nerede görelim acaba ayıp?

Yere düşen ayna, kırılmaz düzgün;
Hacme göre düşer tulû eden gün;
Bâzı akıl, olur daima gamlı,
Bâzı akıl, erer, her hâli düğün.

Hepsinden, Cânân! Sensin görünen,
Çerçevesi olmuş, bu kan ile ten;
İçine düşmüştür bu (Cism-i Lâtif),
Bakayım diyene görünür (beden).

(Emre), bin parçadan seyreder (Bir)i,
(Dış)ı ölü görür, (İç)ini diri;
İrâdeyi Ona eyledi teslim.
Birkaç yıllık mevtâ, bilmez tedbiri.*

1.Ocak.952
Zapteden: V.Değirmenci saat 08:40

Emre- O (Büyük Güneş) veya (Ay), bizim vücudumuzun, daha doğrusu aklımızın kuyusuna düşmüştür. Yûsuf Peygamberin kuyuya atılması hikâyesi de bunu, bu meseleyi anlatmaya çalışıyor.

---------------------------
*Görününğ: Görürünürsün
*Çok yaşasak, birkaç yıl daha yaşarız. Ona iradesini teslim eden insan da ölü demektir: (Ölmeden evvel ölmüştür.)


Nasreddin Hoca, kendi akıl kuyusundaki (Ay)ı ne zorluklarla çıkardığını anlatmak istiyor.

Allah’ta fânî olduktan sonra bizleri de kurtarmak için aramıza girenler, neler çekiyorlar… Onun, kuyumuza attığı çengel, takılıyor aklımızın bir taşına; çeker, çıkmaz, çeker, çıkmaz, nihayet ip kopar, kendi de yuvarlanır. Ama o, çektiği eziyetleri çoktan unutmuştur, memnundur:

— Oh! der, çok şükür, (Ay), yerine geldi ya…