İndir (.doc)

Mavi Boncuk

Nasreddin Hoca’nın iki karısı varmış. Bir gün birini bir kenara çekip kendisine bir mavi boncuk vermiş:

—Al bunu sakla; sakın ortağına bir şey söyleme! demiş. Bir başka zaman da ötekine aynı şeyi söylemiş.

Bir gün kadınlar, Nasreddin Hoca’nın hangisini daha çok sevdiği hususunda bahse ve münakaşaya girişmişler. Anlaşamayınca, meseleyi Nasreddin Hoca’ya danışmağa karar vererek Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:

—Hangimizi daha çok seviyorsun?

Hoca her ikisine de mânâlı mânâlı bakarak:

—Mavi boncuk kimdeyse, onu! demiş.

EMRE'nin Tefsîri:

Tasavvufta bir mânevî izdivaçtan bahsederler. Bu, Hakikat yoluna giren bir insanın, irâdesini bir mürşîde tam bir teslimiyetle terk etmesi demektir. Bu teslimiyetten sonra mürşîd, onun can kulağına üflemeğe, nefhetmeğe başlar. Burada üfüren erkek, üfürülen dişidir. Bir kâmil aklımızın Meryem’ine Hakikât kelâmını nefhettikten sonra akıl Meryem’i gebe kalır ve zamanı gelince mânevî İsa’yı doğurur.

Nasreddin Hoca, kendisine mânen bağlanan iki kişiye, zamanı gelince (Râbıta)yı öğretmiş. Fıkradaki (Mavi Boncuk) râbıtadır. Fakat onlar henüz çocukluk devresinde bulundukları için birbirleriyle münakaşa etmişler. Birbirlerinin yürüdükleri yollardan, mânevî hallerinden de haberdar olmadıkları için münakaşayı mürşîtlerine kadar götürmüşler. O da ikisini de memnun edecek bir cevapla meseleyi halletmiş.