İndir (.doc)

Sen Beğendin, Ben Doldurdum!

Nasreddin Hoca, merkebine binmiş, yolda giderken, Hoca’nın, yuları bütün kuvvetiyle çekmesine rağmen, merkep, yolda gördüğü merkep pisliklerini koklarmış. Nasreddin Hoca da (Zâhir beğendi ki kokluyor...) diye, merkebin kokladığı pislikleri torbasına doldururmuş.

Akşam, yem zamanı hayvanın başına tezeklerle dolu torbayı asmış. Hayvan, tezekleri yemeyip, başını torbadan çıkarmak istedikçe, Hoca:

—Sen beğendin, ben doldurdum, şimdi niye titizleniyorsun? demiş.

EMRE'nin Tefsîri:

Hoca, bu hareketiyle bize bir ibret dersi vermek istemiştir. Bu fıkradaki merkep, bizim hayvânî ârzulara mahkûm nefsimizdir. Merkebin belli başlı tabiatı, inatlıktır. Kendisini, Tevhid ve kurtuluş yolunda yürüten Mürebbîsinin bütün ihtarlarına rağmen inadından vazgeçmeyerek nefsânî arzûların pisliklerini koklamaktan vazgeçmez. Bu böyle devam edip giderse, sahibi, ömrün akşamında, yâni ölürken, onun başına elbette bu arzu tezekleriyle dolu torbayı takacaktır.

(İç Kaynak – Muhterem okuyucularımıza, bu mevzû ile ilgili şu doğuşu takdîm ediyoruz):

Gönül! acep sen de olunğ mu islah?
Bâri vaat ettiğin, olaydı essah,
Kurtulmak istersen, sendedir dilek.
Sâdık olmaz isen, bulamanğ felâh.

Hiç kabûl olur mu ikinci tövbe?
Hadis, (Hatâ demiş, tekrar tecrübe);
İlim kitabından hayır görür mü,
Alıp yükletirsen sen bir merkebe?

İndirip açamaz, yoktur parmağı,
Beş değil de birdir, onun tırnağı
Mantık kitâbını açsan önüne,
Bırakır, seyreder bahçeyi, bağı.

Sen söylersin, dinler kendi hâlini,
Fidanı bilemez ince, kalını;
Kıymetini bilmez gülün, çiçeğin,
Döner, harâbeder nâzik dalını.

İşi, gücü onun daima şektir.
Kendinin gübresi ona döşektir;
Kutnu kumaşlardan giydirsen palan,
Neyleyeyim, hayvan, yine eşektir.

Nerden gelir bilmez kendine zarar,
Kendinin gübresi kendine kokar;
Yetişmezse yolda burnuna gübre,
Başını döndürür, gözüyle bakar.

Bütün hayvanâtı câmîdir insan,
Yaradan, eylemiş böylece ihsan;
Öbür sıfatlardan eğer kurtulsa
Kalbinde tek kalır Hazreti Rahmân.

(Emre)! ıslah eyle, elinde fırsat,
Onlardır vermeyen, dimağına tad:
Her biri bir huyda, eyle dışarı;
Birisi kalırsa, çok verir fesat.

Onlardan kurtulur, tek meşrep olan,
Dost ile bir olur yalınız kalan,
Ne kadar lütfetsen, idrâk edemez,
Ârzusundan başka bilir mi hayvan?

(Emre)! idrâk eyle, nefsine lâyık,
Senden sana söyler; işit te ayık!
Kimseyi sözüne sen tutma hedef,
Mâşuktan ayrılmaz dâima âşık.

Kendinden ayırmaz sözü duyanı,
Hâliyle muhittir bütün her yanı;
(Emre)! Kimselere sen etme isnad,
Mevlâ affetmiştir kefen soyanı.

Günahın büyüğü: eli kınamak;
Ziyâya yaklaş ta sen gönlüne bak;
Azaların yönü ön taraftadır,
Çukura düşürmez toprağa bakmak.

Acep sen Allah’ın vekili misin?
Halkı hor görenin sen dili misin?
Ele cellâd lazım: sana ne lâzım?
Mansur’u asanın bir eli misin?

Mevlâ’ya yakından, doğar hep şefkat,
Şeytana yakından doğar mel’ânet
(Emre)! söyleyeni tanıdı isen
Sen kendi hâline eyle merhamet.

31.01.1951