İndir (.doc)
Ben neyleyim acep, gönül, seninle...
Denizler dururken akarsın göle;
Eğer damla, tevhid etse yaşıyor,
İçinde hayatlar hep güle güle.

Gönül! senin arzu ile emelin,
Uyanmazsan bunlar senin ecelin;
Bir taraftan Hakkı tevhid edersin,
Bir taraftan kesret gösterir hâlin.

Kulağın, duymıya olmuştur delik:
Tevhid pazarında olmaz ikilik,
Hareket etmeğe, bilsen âcizsin,
Sen seni yok eyle, bilinsin Mâlik.

Uyan, senin bilgin geride dursun,
Teslim olunğ, sonra çıkarınğ (1) oyun;
Gaflet ile onun yüzüne bakma,
Şen eder de sonra olursun mahzun.

Bu dünyanın malı ile evlâdı,
Meşgul olma, yoktur sonunun tadı;
Bu halleri bilir Hakka âşıklar,
Hiç göremez müftü, müsevvid, kadı.

Onlar ister, versin daima fetva,
İşi gücü âşık olanla dava...
Eğer varıp Hakkı anlatırsan sen,
Dönüp anlatırlar havaynan cıva...

Kulakları duymaz söylenen sözü,
Bâtın, Zâhir derler, göremez gözü;
Bilmiyerek tarif eder adalet,
Kendi kucağına o çeker közü.

Hamdü senâ olsun, görüyoruz biz,
Ehli olduk, bizler değiliz âciz;
Kendi bilmez, bize gösterir tamu,
Hayâ eylemeden, bizlere vâiz.

Etmiş mi softadan bir (hâl) tecelli?
Tamu, cennet... ezber etmiştir dili;
Her tarafı muhit iken o Dilber,
Eyler gökyüzünü işaret eli.

Kızışarak daim, çok eyler feryat...
Mevlâ âşıkına onlar der: murtad!
Ey Cânânım, bu ne hikmettir, bu halk,
Mağrurdan, cümlesi gözlerler imdat...

Bilmiyerek hali tutamaz karar,
Aklı ile kıldan sıratı kurar;
Bazı körler, bazı gözü açıklar,
(Emre) yi bırakır, vâizden sorar.

Biz sırat üstüne eyledik bina,
Arştan geniş iken, kıl derler ona;
On iki ayaklı Kürsü koymuştur,
Fakir (Emre), otur! deyi, Rahmana.

Biz bakkala teslim ettik mizanı,
Günah ile sevap bilip yazanı;
Sırrı anlayınca sofuya verdik,
Katıranla dolu kaynar kazanı.

İrfan cennetidir hep seyranımız,
İçinden bakıyor o hayranımız;
Muhabbet yolundan davet eyledi,
(Emre) dili ile o Rahmanımız.




(1) Çıkarırsın.


30.11.949