İndir (.doc)
Hep kırıştı yüzlerinin derisi,
Bütün böyle, ilerisi, berisi,
Buna benzer her hayatın gerisi,
Uyanıp da ibret almadın, gönül!

Kökünden çürüdü ömür ağacı,
Evveli tatlıdır, âhiri acı,
Hiç biter mi dünyanın ihtiyacı...
Uyanıp da ibret almadın, gönül!

Senin nefsin kâh ağladı, kâh güldü,
Sakalın ağardı, saçın döküldü,
Haberin yok, bütün arzular öldü,
Uyanıp da ibret almadın, gönül!

Hâlâ dünya elvanına bakarsın,
Arzu edip çığırına akarsın,
Bilmeyip aklını gine takarsın...
Uyanıp da ibret almadın, gönül!

Hani, nerde senden çok evvel gelen?
Topraklara girdi her ilmi bilen,
Hiç haber göndermez gafletle ölen
Uyanıp da ibret almadın, gönül!

Dünyaya gelenin dönmüyor dili,
Oradan dönerken unutur ili,
Hareket edemez ayakla eli...
Uyanıp da ibret almadın, gönül!

Hiçbir lisan bilmez, durmadan ağlar,
Anası kendini beleğe (1) bağlar,
O ilin hasreti kalbini dağlar...
Uyanıp da ibret almadın, gönül!

Gelirken ağzında bulunmaz dişi,
Hayalinden geçmez dünyanın işi,
Hepisi bir andır, geliş, gidişi...
Uyanıp da ibret almadın, gönül!

Manevî gözünü eğer açarsan,
Bu zalim evranı bilip kaçarsan,
(Emre), her varını yere saçarsan.
Uyanıp da ibret almadın, gönül!

Uyan gözüm, uyan, kendini kurtar,
Bu gaflet içinde uyanıklık var,
Kucağını açmış, bekliyor Gaffar...
Uyanıp da ibret almadın, gönül!




(1) Belek = Kundak.


1.10.949