İndir (.doc)

Emre - Alevîyim diyen adamın hâli Hz. Ali'ye uymuyorsa, Alevî değildir, uyuyorsa Alevîdir. Hz. Ali yalan söyledi mi? Zînâ etti mi? Kimsenin malını gasbetti mi? Alevî olduğunu söyleyenler, onun gibiyseler, gerçekten Alevîdirler. Kim Hz. Ali'de fânî olduysa, odur Alevî. İsmen Alevî olmaz insan. Bu iş hâlen olur. Hz. Ali'nin ahlâkı tecellî etmeli Alevî olanlardan. Kimden korkardı Ali? Onun hâli bir kimsede mevcut değilse, o kimse Ali değildir, aksine ya Mervandır, ya Yezittir. O hâlde, ahlâkımızı tasfiye edersek, Hz. Aliden ayrı değiliz demektir.

Her gelen, bu ahlâkı ve mânevî sırrı aşılamaya çalışır. İyi demişler, kötü demişler, aldırmaz. Onlar, bu dünyâya tenezzül etmezler. Nereye gitti İbrahim Ağa? Biz de gideceğiz. Bu vücûda "Benim" diyen yok olur, helâka gider. İçindeki varlığı aslına kavuşturanlar kurtulur. O âlem ne kadar tatlı ne kadar hoş...

Artık sizin aklınızdan çıkmaz. Bu ilâhî varlık size ayna oldu. Yatarken, uyurken bu hâli düşünürsünüz, kurtulamazsınız bundan.

Bu alemde öyle bir garibiz ki, bize anamızdan, babamızdan bile fayda yok. Nereye gideceğiz bilmiyoruz. Ahirete diyorlar. Görmeden inanmak ahmaklıktır. Hz. Ali, Allah için bile: "Ben, görmediğim bir Rabba ibâdet etmem" diyor. Görmiyenlere, bilmiyenlere Kur'ân "hayvan" diyor. Hattâ, "hayvandan beter" diyor. çünkü, hayvan rahattır, huzur içindedir. Onun için insana "hayvandan beter" diyor. Fakat çalışacağız, tenbellik etmiyeceğiz. Kazandığımız dünyâ malına da tamah edip mahkûm olmıyacağız.

Biz ölüyüz, fakat bu ölünün içinde bir "Diri" var. Fakat göz, onu görmedikten sonra inanmaz, inanamaz. Ca'fer-i Sâdık: "Allahı görmeden ibâdet eden adamın ibâdeti sahih değildir" diyormuş. Bu sözün, Hz. alinin deminki sözünden farkı var mı?

Aczimiz anlayınca, cehennem içinde yaşadığımızı anlarız. Fakat cehennem görülüp bilinmeden de cennete gidilmez. Bu vücûdumuz, "Hakîkat"ı anlamak için bir âlettir. bundan istifâde edemezsek, yazık olur bize. Şimdi uyandık. Düşünelim: Karanlıkta mıyız, ışıkta mıyız? allah kimseyi karanlıkta bırakmasın.

Biz, malın mülkün değil, "Muhabbet"in dilencisiyiz. Hz. Ali: "dünyâ bir cîfedir, onu isteyen de köpek" dediğine göre, biz kelp değiliz. Fakat sevgiyi çok severiz ve onu çok isteriz. Hep, birbirimizi çok sevmeyi isteriz. Birbirinizi sevin, bak ne güzel hâller tecellî eder. Ne kadar tatlı bir âlemdir bu insanlar... "Ahsen-i Takvîm"dir insan. "Velekad kerremnâ benî âdeme" demiş, "Benî hayvan" demiş mi?

Türkiyenin üçte biri "Alevîyim" diyor. Bunların ancak binde biri Alevîdir. İnsan her şeyden vazgeçtikten sonra bir aşk tecellî eder. İşte bizi diriltecek olan şey budur, geri tarafı hep ölü. İbret nazarıyla bak: Arkada kalan ölü değil mi? Biz de aklımızla geriye doğru gidiyorsak, biz de ölüyüz demektir.

önümüzde bir rehber var. Bu rehber, aynanın bizi gösteren yüzüne benzer. Aynanın sırlı tarafında yüzümüzü göremeyiz. İsim, resim, cisim de gittikten sonra öyle bir hâl tecellî eder ki... Mâdem o Amerikalı "Aşk" demiş, o halde Hz. Muhammede yaklaşmıştır.

Emre - Alevîler, birçok kollara ayrılırmış. En güzeli Hz. Aliye benzemek. Hz. Ali'ye benzemeden, bâzı alevîlerin : "Alevîyiz" demeleri, bâzı delillerin: "Ben binbaşıyım!" diyerek üniforma giymelerine benzer.

Adana Vâlisi Bahri Paşa Simikyan isminde bir Ermeni vardı. Şimdiki kız lisesini o yaptırmış. ümmî, fakat akılcı bir adammış. Büyük saat'ın bulunduğu yer, bir fasülyeci dükkânı imiş. Mühendis getirip orayı deşiyorlar ki, temel atacaklar. Bir yere geliyorlar, kayayı buluyorlar. Simikyan' da geliyor. (Benim aklım az yeter, değneği ile gezerdi). "Beni temele indirin" diyor. İndiriyorlar, bastonuyla tık! tık! vuruyor kayaya "bu taşın altı yuhadır (altında kalın bir toprak tabakası yok, yufkadır) bu kaya temel atılırsa çöker. Bu tarafı geniş, şu tarafı dar, hattâ gittikçe inceliyor" diyor. Yok canım diyorlar. Simikyan :"Eğer dediğim gibi çıkmazsa, bütün masraf bana ait" diyor. Kazıyorlar, hakikaten, kayanın altı hem boş çıkıyor, hem de su varmış. öyleyken, Simikyan temelin marafını veriyor. Bu adama Adana'nın hocaları: "İyisin merhametlisin, bu milleti tefriksiz seversin, gel müslüman ol!" diyorlar. Simikyan "hah hah hâ!" diye gülüyor. "Niye gülüyorsun, tenkit mi ediyorsun müslümanlığı?" "Hâyır estağfurullah ya, bana "müslüman ol!" diyenler, acabâ müslüman mı? Sen fâiz alırsın, sen yalan söylersin. Korkarım ki, Müslüman olursam size benzerim, diyor. İşte, Alevî olmadan "Alevîyiz!" diyenler be bunlara benzer.

O zamanlar altı yedi yaşlarında bir çocuktum. Simikyan'ın eşeğinin çenesinde koca bir ur vardı. Yardılar, urun içinden bir taş çıktı. Simikyan da meydanda yok. çekiçle vurunca taşa, ortasından ayrıldı. Ben o kadarlık gördüm. Şükrü emmim anlatırdı, Leon isminde bir sarrafa götürüyorlar bu taşı. O da "penzehir" olduğunu söylüyor.

Yarayı tedavi etmek için vücut, kendindeki taşı oraya biriktirir. İyi edemeyince tekrar biriktirir, böylece olur o taş. Midyenin (istiridyenin), vücudundaki kumu atamayıp, onun etrâfında ifrazda bulunduğu gibi.

Sedefin hulâsası inci oluyor. insanın hulâsası, daha doğrusu aslı Allah olduğu gibi.