Terkeylemeyince bu malı, mülkü,

Dilârâ kaldırır perde,
Kimisi güvenir mala,

Terkeylemeyince bu malı, mülkü,
Soyup atmayınca ten denen kürkü
Görür de duyar mı bu göz, bu kulak…
Cansıza okunur söylenen türkü.

Haktan söyleniyor, sanırlar hava.
Şefkat olur amma, değil bedâva;
Kıymetli kuşlara yapılmış, bekler
Kulak ile bu göz, sanki bir yuva.

Terk etmek lâzımdır bütün arzuyu,
İçmek de lâzımdır bu sesten suyu;
Soranlara demiş Muhammed Emîn:
Az ye, az iç, hem de sen de az uyu.

Sadâ duyulur mu olmazsa yakın?
(Emre)nin değildir, bu sözler Hakkın;
İbret alır mısın aceba, gönül!
Ben! diyen Şeytandır, anla da sakın.

Merhameti yoktur, kıyar canına,
İblislik karışmış onun kanına;
Meleğe, insana düşman değil mi?
Bilmiyen, yaklaşır onun yanına.

Seni de azdırır o, güle güle,
Vücudu hayaldir, tutulmaz ele;
Duyarsa (Besmele) denen âyeti,
Okursan, canına düşer velvele.

İkiyüzlülerden olunmaz emîn,
İster fakir olsun, isterse zengin;
Bütün yasak etmiş, eğer bilirsen,
Dört Kitaptan tarif edilen her din.

Sen İsmail gibi olmadan kurban,
Mustafa gibi de olmadan üryan,
Mevlâ, (Kürsü) sünü kurar mı acep,
Âşık gönlü gibi olmadan viran…

(Şem’i), bir söz demiş, eğer duyarsan…
Zorca anlaşılır mânevi lisan;
Bu söz Allahtandır, dinliyenlere;
Mânasını anlar, bindebir insan:

“Kalb temizlenmeden oturmaz Sultan”,
Kirli iken davet eyleme, utan!
Eğer arar isen, devre (1) arama,
Uysal gönüllerde bulunur Şeytan.

Mevtâya lâzımdır, biçilen kefen,
Mânaları bilmek, eğer, istersen,
Her tarafın kulak olsun da dinle,
(Emre)! bu söz sana: sakın deme: ben!


(1) Devre = yanlış. 7.7.1950