ANA SAYFA  |   İLETİŞİM   |   İNDİR  |  ENGLISH 
 


İsmail Emre’nin Tasavvufî Sohbetleri


İndir (.doc)

Bu sayıda; okuyuculara tarihi tesbit edilememiş bir konuşmanın notları veriliyor:

Emre – Hâlimizi gizlememiz lâzım ama, gizlenmiyor… Şimdi, şöyle böyle dediklerine bakma; biz bu âlemden gittikten sonra bu hâle ve bu doğuşlara çok kıymet verirler. Çünkü hâlimiz, halkın bildiği, aklın idrâk ettiği gibi değil. Tasavvuf insanı öyle bir yere götürür ki, insan, o âlemi gidip görmeden, oranın ahvâlini bilemez, anlayamaz. Onun içindir ki bazı kimseler bize “dînsiz” diyor. Hâlbuki biz mükemmel dîndârız. Lâkin dînimiz dâr değil. Bilâkis, her dîn bizim dînimiz.

İnsan bu yolda yürürken öyle bir âleme gelir ki, dînin bir yol olduğu anlaşılır. Dîn, Allah’ın emirlerinden ibâret bir yoldur ki, bizi “Emir Veren”e götürür. Dînin asıl gâyesi, “Emir Eden”i görmektir.

Bir çocuk, doğumundan koşuncaya kadar ne merhalelerden geçiyor. Kolay mı?.. Bedenimiz çocuk değil amma, aklımız çocuk. Dînin gâyesine varmak için onun da birçok merhalelerden geçmesi lâzım... Dört yaşındaki bir çocuğa, izdivâctan bahsetsek, kulağı bu sözleri duyar amma, aklı anlar mı? Anlasa bile o çocukta izdivâc hâli tecellî eder mi? Mutlaka tekâmül lâzım.

S. – Peki bizim aklımızın tekâmülü nasıl olacak?

Emre – Bizim tekâmülümüz, şu sualinizi sorarken, bu meseleleri düşünürken kendiliğinden olup duruyor. Bu soruş, gâyeye doğru bir yürüyüştür. Herkes tenezzül edip de bu suali sorabilir mi?

S. – Fakat ne aradığımı bilmiyorum.

Emre – Siz bu yoldaki aczinizi, ihtiyacınızı bildiniz ve bir görünüş başladı. İnsan bilmediği şeyi arıyabilir mi? Asıl bilgi “birşey bilmemektir”. Senin bilemeyişin, en büyük bilgidir. Aczini bilmeyen ve “bilmiyorum” demeyi de gururuna yediremeyen bir takım insanlar vardır ki, onlara “Allah’ı biliyor musun” diye sorsan, kitap bilgilerine güvenerek “evet biliyorum” derler. Bunlara “Hadi öyleyse bize Allah’ı anlat veya göster” desek, anlatabilirler mi? Gösterebilirler mi? O halde asıl bilgi, sizin “bilmiyorum” diyebilmenizdir. Bilenler “bilmiyorum” diyene öğretirler. “Biliyorum” diyene öğretmezler… Tasavvuf, bütün bilgileri, kudretleri, kerâmetleri unutmaktır… Hind fakîrleri kerâmet gösteriyorlar. Onlar Allah’a gidebilmişler midir? Kerâmet Allah mıdır ki?.. Onlar “Mârifet”te kalmışlardır. Ondan vazgeçmedikçe Allah’ı bulamazlar. Kerâmeti biliyorlar amma, kendi vücutlarını bilemezler. Bir insan, ne kadar âlim olursa olsun, kendini bilebilir mi? Merih’i, Ay’ı, yıldızları keşfediyor insanoğlu; fakat kendinden haberi yok.

S. – Ben bir köylü çocuğuyum… Annem, doksan yaşına kadar yaşadı. Biz çocuklarını, ceza vermeyen, surat asmayan Şefîk ve Rahîm olan Allah’a emanet ederdi. Çocukluğumda, sanki annemin ibâdet ettiği Varlık başka, bizi emanet ettiği Varlık başka zannederdim. Çünkü onbeş yaşıma geldiğim zaman bile esâslı bir dîn terbiyesi almış durumda değildim.

Emre – Hayır, çocukluğunuzda zannettiğiniz gibi, annenizin ibâdet ettiği Allah’la, sizi emanet ettiği Allah ayrı ayrı varlıklar değildir. Allah aynı Allah da, biz yaklaştıkça onu daha iyi tanımaya başlıyoruz. İnsan, Allah’ı, küçük bir adamın, Reisicumhuru karşılaması gibi bilmeli, hem çekinmeli, hem utanmalı.

Bunları sorabilmek için, aklın bu hâllere yakın olması lâzımdır. Vücudun bulûğu şehvetlerdir; aklın bulûğu anlamak şehveti, anlamak iştahiyle tecellî eder.

S. – Kur’ân tercümelerinin hepsini toplayıp, yani, onlardan istifâde edip köylünün dahi anlayacağı bir tercüme yapılsa ne iyi olur…

Emre – İstiyor musunuz böyle bir şey?

S. – Evet.

Emre – Eh öyleyse; İstediğiniz gibi olacak.

S. – Taassup bizi ne kadar geri bırakmış…

Emre – Taassup, tasavvufun düşmanıdır. Dînin kabuğunda kalanlar da tasavvufa düşmandır, dînsizler de... Onlar sadece bu düşmanlıkta birleşirler; hâlbuki gâyeleri tamamiyle ayrıdır. Ellerinden gelse, tasavvufla uğraşanları öldürmek isterler. Lâkin Allah’a dayanan insan neden korkar? Yüksek mevkili bir memura dayanan bir adam bile kimseden korkmuyor da, gözümüzden bakan Kudret’e dayandıktan sonra kimden korkmalı...

Taassup, Hükümetin de düşmanıdır. Zaten, Hükümet de onlarla mücadele ediyor. Türk milletine kimse bir şey yapamaz. Bu millet çok büyüyecektir. İlerde, milletimizden ilâhi hâller tecellî edecektir.

S. – Bâzan irâdemi kat’i olarak kullanamıyorum. Meselâ, yarın Tarsus’a gitmek istiyorum, ama yine de gideyim mi, gitmeyeyim mi diye tereddüt ediyorum. Bu irâdeyi nasıl terbiye etmeli?

Emre – İrâdesizlik, tereddüt dediğimiz şeyler, irâdenin uyku uyumasıdır. Uyumadan yaşayan hiçbir canlı mahlûk yoktur. Vücut daima uyanık kalsa, yorulur. Uyuyunca yorgunluğunu alır ve kuvvet kazanır. İrâde ve arzu da böyledir devamlı hiçbir şey yoktur. Kalb bile iki tık! arasında uyuyor, istirahat ediyor. İrâde de istirahate muhtaçtır. İrâdeyi “Sahibi”ne teslîm edip terbiye ettirmeli.

S. – Hayat nedir? Biz, hayvanları niçin öldürüyoruz?

Emre – Tahta kurusu hayat değildir, asıl hayat sizsiniz. Peygamberimiz “Bütün muzırr hayvanları öldürünüz!” diyor. Hoş, ölüm diye de birşey yoktur ya, ölüm zannettiğimiz şeyler birer hâldir. Onun ölümü, bizim hayatımızı arttırıyor, huzûrumuzu temin ediyor. Tahta kurusu ısırmasa, vücuttaki bekçi uyanmaz. O bir ihtardır. O, canını fedâ ederek sana ihtarda bulundu. Onlar ızdırâb duymaz, bilmez. Bilmedikleri için ızdırâb yoktur. Onun varlığı ve hayatı, sizi uyandırana kadardır.

Tahta kurusu, bizim maddî hayatımızı arttırır. İçimizdeki hayat ise, ebedîdir. Bu ebedî hayatın tahta kurusu da fena ahlâklardır; onları da öldürmek lâzımdır.

S. – Çocuk, karı, arkadaş sevgisiyle Allah sevgisi bir mi?

Emre – Hayır. Çocuğunu da seveceksin, karını da; ama Allah’tan fazla değil. Kur’ân’da (Çocuklarınız ve karılarınız, “yahut kocalarınız” sizin düşmanlarınızdır!) deniliyor ama, onları Allah’tan fazla seversek düşman. Kadın ve çocuk haddizâtında düşman değil; lâkin onları Allah’tan fazla sevmekle biz düşman etmiş oluyoruz. Çocuklarımız bizim düşmanımız olsalardı, Hz. Muhammed onları sever miydi? Peygamberimiz torunlarını hopunda, omuzunda gezdirirdi, fakat Allah’a tercih etmezdi.

Gücümüz yettiği kadar çocuğumuzun, karımızın hâlini, istikbâlini düşüneceğiz. Onları bizim vâsıtamızla himâye eden Allah’tır... Çocuğumuz bizim kulumuz mudur? Hayır, Allah’ın kulu... Hadi biz öldük, kim bakacak onlara? Demek ki onların sahibi biz değiliz, Allah’tır.

S. – Bâzı kimseler Kur’ân’ın mânâsını anlamadıkları halde, okunuşundan zevk alıyorlar. Evvelce, Kur’ân benim üzerimde pek kuvvetli bir tesir yapmazdı. Sizinle temas ettikten sonra iş başkalaştı. Şimdi korkumdan radyoyu açamıyorum; çünkü Kur’ân okununca ağlıyorum.

Emre – İnsan bir gülü uzaktan görse bile, yine bir sevgi zuhûr eder. Elini değdirir, koparır, koklarsa, hep ayrı ayrı zevkler. Yaklaştıkça zevk artar.

Kur’ân okununca ağlıyormuşsunuz; demek Kur’ân içinizde işliyor…

S. – Einstein: (Bir insan hayret içinde değilse, insan değildir.) diyor. O da “hayret”e dayanıyor.

Emre – İnsan öyle bir muammâ ki muammâyı çözmek isteyen, kendini çözecek ki, anlasın muammâyı. İnsan çözülünce de, akıl kalmaz ki, anlasın. Yani, kendini ancak kendisi anlar. Onu ancak, “âcîz” makamına gelen anlar. O adamın, “Einstein”ın hâlini yabana atmamalı. O bizim elimize geçse ne kadar severiz. Bakın siz de kısa bir zamanda hayrete düştünüz.

S. – Bir de şey var: Hani “Benlik”, “Bencillik” derler ya, Miraç Katırcıoğlu “Ben” nedir? meselesi üzerinde duruyor, halledemiyor.

Emre – Onu görürsen söyle: “Adana’da bir kaynakçı var; o da arıyor” de.

Benliğini bulması için ona mutlaka yardım lâzım.




İÇİNDEKİLER


DOĞUŞLAR 1
DOĞUŞLAR 2
SOHBETLER
SOHBETLER'DEN SEÇKİLER
İÇ KAYNAK DERGİSİ
EMRE'DEN GÜZEL SÖZLER
NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUF'I İZAHI
İSMAİL EMRE'NİN HAYATI


DUYURULAR

Kayıtlı veriler: 20.8.2019
-DOĞUŞLAR 1: 1210 adet
-DOĞUŞLAR 2: 1200 adet
-EMRE'DEN GÜZEL SÖZLER: 131 adet
-İÇ KAYNAK DERGİSİ: 25 adet
-NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUF'I İZAHI: 24 adet
-SOHBETLER: 70 adet
-SOHBETLER'DEN SEÇKİLER: 127 adet
   
"İsmail Emre’nin Tasavvufî Sohbetleri" eklenmeye başlandı. 04.09.2013
- "Doğuşlar 1" başlığıyla yayınlanmış 1110 adet doğuş web sitesine aktarılmıştır. 01.03.2013
- "Doğuşlar 2" başlığıyla yayınlanmış 1200 adet doğuş web sitesine aktarılmıştır. 31.05.2012
- "İç Kaynak Dergisi"nde yayınlanmış "Nasreddin Hoca Fıkralarının Tasavvufi Îzâhı" isimli bölümler web sitesine aktarılmıştır. 16.06.2010
- "İç Kaynak Dergisi"nin tüm sayıları (25 sayı) web sitesine aktarılmıştır. 16.06.2010
- İngilizce sayfaları hazırlık aşamasında. 08.10.2009
- ISMAILEMRE.NET 08.10.2009 tarihinde yeni tasarımı ile açıldı.. Ve zaman içinde külliyat web sitesine aktarılacak. 08.10.2009

 

İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
Halil Develioğlu



Soru, görüş ve önerileriniz  için lütfen Webmaster ile bağlantı kurunuz.
BOBAR.NET