ANA SAYFA  |   İLETİŞİM   |   İNDİR  |  ENGLISH 
 


İsmail Emre’nin Tasavvufî Sohbetleri


İndir (.doc)

Geçen sayıdaki (Ümmîlik) mevzuu ile ilgili konuşmayla, muhtelif tarihlerde yapılmış konuşmalardan küçük notlar:

S. – Kur’ân’da iki denizden bahsediliyor, biri acı, biri tatlı imiş; bunlar nedir?

Emre  –  “Gülerek”, biri sen, biri ben, karıştık mı tamam. Meselâ: fücûratla takvâ. Aklımızda gezdiriyoruz bunları, birbirlerine karışıyor mu?

Onun için Kur’ân’da : (Birbirlerine karışmaz, aralarında perde var!) diyor. İkisinin ortası belâ-yı berzah, belâ (Lâilahe) der de, (illallah) diyemezsen olur berzah. Bir taraf îmân, bir taraf küfür.

S. – Bunlar izahsız kalınca, münevver insanlar anlayamıyorlar; anlayamayınca da inanamıyorlar.

Emre – Hâl olmayınca tat olmaz. O denizlerin, meselâ biri (hâl), biri de (ilim) olabilir. İlim denizi acıdır. Hâl, yani aşk denizinde bilgi olmadığı için, o tatlıdır. Sen kaybolunca, bilecek olan kalmaz. Anca, çal düğün olsun.

Bir düğünde herkes çok güzel bir âlem geçiriyordu. Kimisi vururum! kırarım, kimisi asarım! keserim! diye bir nakarat tutturmuştu. Parası olmadığı için her vakit rakı bulamayan bir arkadaş da hem içiyor, hem de (Eyy! Sabah olmasın!) diye bağırıyordu. Çünkü sabah olursa rakı bitecek. İşte böyle: çal, düğün olsun…

***

Emre – Peygamberimizin Duy adı: Muhammed, Huy adı: Mustafâ, Soyadı: Allah.

***

Emre – “Tasavvufu” hazmedecek seviyede olmayan insanların, kanâatini yıkmamalı. Ona yeni bir kanâat, yeni bir inanış sarayı yap ve yaptığın sarayı, ona göster; o kendisi yıksın, saraya girsin, otursun.

S. – Bize zındık diyorlar?

Emre – Biz zındık değiliz, Allah’ı saklayan sandığız.

***

S. – İnsan küçükken daha temiz oluyor. Hatta bir kere, uykudan (Allah’ı gördüm!) diyerek uyanmıştım.

Emre – Küçükken gördün değil mi?

S. – Evet.

Emre – Eh öyleyse, yine küçül, kolayı bu.

***

Emre – Kumaşlar, kürkler bile hayvan postluğundan, insan postluğuna gidiyor da, biz niçin insan olmayalım.

***

Birgün yaştan bahsediliyordu; (Yaş dediğin nedir ki... Geldi, geçiyor bile) denilince Emre şunları söyledi:

- Mâdem yaş, birgün kuruyacak öyleyse, iş sayısız bir yaşa sahip olmada.

***

İnsanlardan şikâyet ediliyordu... Emre, o şikâyetleri şu sözlerle bitirdi:

- Söğsünler, sevelim; döğsünler yine sevelim, sevelim, sevelim!

***

S. – Sır nedir?

Emre – Akıl, âcîz ilmini tamamıyla öğrendikten sonra (Sır) âşikâr olur. O zaten âşikârdır. Sır, bizim bizliğimizde, gözümüzde, kulağımızdadır. Yoksa gizli hiçbir şey yoktur. Fizik kitabı bizim için bir sır, fakat fizik öğretmeni için sır var mıdır? Hep buna benzer işte.

Biz bizliğimizden vazgeçip fizik öğretmenine ilticâ edersek, o, bize bilmediğimizi öğretir. Demek ki sır, âcîz yolunun sonundaymış.

S. – Kız alıp vermedeki bu merasimlere ne lüzum var sanki…

Emre – Bunlar, herkesin rızâsını ve duâsını almak içindir. Bir de, toplananlar, çiftlerin meşrû olarak evlendiklerine şehâdet ediyorlar.

Şimdiki düğünler eskisinden hoş. Dans da hoş… Evlenenleri alıştırmak için davetliler de dönüp duruyorlar.

Dünya durmadan dönüyor. Devri nâhoş görüp ona muhâlefet eden, o dönüşün hızıyla çarpılıyor, yürüyemiyor, hattâ sürükleniyor, kafası gözü patlıyor.

***

Emre – Hâcc’a gidecek olanlar, küsmüş oldukları kimselerle barışıyorlar. Ne güzel şey, biz kimseye küsmeyelim, kırılmayalım. Kırık bir kâsede su durur mu? Kırık bir kalbde de Allah durmaz. Aman sakınalım, kimseye kırılmayalım kimse bizim kalbimizi kıramasın.

***

S. – Abdülkadir Geylâni’nin türbesi mis gibi kokuyor.

Emre – Abdülkadir kaldı mı ki koksun... Kokuyu, herkes kendi götürür. Orası bir koku aynasıdır... İnsanın kendi kokusu oraya akseder, geri kendisine gelir.

***

S. – Kurtlar Eyyub’un bütün vücudunu yemiş de, sadece kalbi kalmış, diyorlar; bu nasıl olur?

Emre – Mümkün mü böyle bir şey olsun? (Ben kimim? Nerden geldim, nereye gidiyorum?) diye düşünmeğe başlayan insanların hepsi Eyyub makamındadır. İşte bu düşüncelerin adını kurt koymuşlar. Hep, rumuzlu söylerlermiş evvelden.

Böyle düşünmeğe başlayan insanlarda, dünya zevklerinin fevkinde bir zevk zuhûr eder. Bütün zevkler fânî, yalnız bu zevk ebedîdir.

***

S. – Halk arasında söyleniyor ki siz mucize gösteriyormuşsunuz?

Emre – Hz. Muhammed mucize isteyenlere (İşte Kur’ân!) demiş. Yani mucize veya kerâmeti reddetmiş… Karnına şiş sokan adamdan kim ne istifâde etmiş? Asıl kerâmet, beşeriyyeti sevmek ve kurtarmaktır. Menfaatsiz kimseyi incitmeden el avuç açmadan kulların iyiliğini istemektir, kerâmet… Zerre kadar menfaat varsa, iblîsiyettir! Senin kesende gözü varsa, göz boyayıcıdır.

Demek öyle söylüyorlar ha, bizim için?

***

S. – Tasavvufla uğraşanlara “dinsiz” diyorlar.

Emre – Din, Allah’ta hitâm bulan bir yoldur… Din yoluna adım atmadan evvelki hâl dinsizliktir. Bu dinsizlik fenâ. Yolu yürüyüp bitirdikten sonraki hâl de dinsizliktir. Bu da (fenâ) amma; fânîlik mânâsına gelen “fenâ”. Birinci (fenâ): varlık; ikinci (fenâ): yokluk, hiçlik. Allah’ın dini var mı?

***

S. – Birisi (elektrik yakmak günâh) diyor.

Emre – Ona hakîkaten günâh; çünkü onun aklı 1368 sene evvelki karanlıkta. Ona azâb lâzım. Peygamberimiz şimdi hayatta olsaydı, en iyi ışığı ve en iyi sabunu kullanırdı. Onlar Peygamberimizi Abdullah’ın oğlu Muhammed zannediyorlar; onun bir (hâl) olduğunu bilemiyorlar. Peygamberimiz hiçbir ilimden ayrı değildir. Onun hâli hâlâ yaşıyor. Bu devirde cismi de hayatta olsaydı, deveye değil, tayyareye mübârek derdi.

Mutaassıplardan birisi; (Sabun bid’attır; çünkü Peygamberin zamanında yoktu...) diyormuş. Onun zamanında kâğıt da yoktu... O zaman kâğıt yoktu diye, şimdi, din kitaplarını veya Kur’ân’ı deriler üzerine mi yazalım?

Şu irticâ ne kötü şey…

***

S. – Bütün mutasavvıfların söyledikleri şey aynı?

Emre – Gelip geçici şeyler için terakki de var, tedennî de. Ebedî şeyler için ne ilerleme var, ne gerileme. Bunun için (Hakîkat)in, her kitapta mânâsı bir, fakat ifade tarzı ayrıdır.

***

Şiş vuranlar için şöyle demişti:

Emre – Cemâlullah’a bir kerre baksalar, daha şiş vurunamazlar, ateşe giremezler, lehimleri yırtılsa lehim tutmaz. Ama ne yapacaksın ki, yol, buralardan vazgeçilmesi ne kadar zor…

Bizim hâlimiz hiçbir şeye, beye benzemez.

***

S. – Her etini yediğimiz hayvanın ahlâkı bize geçer mi?

Emre – Hâkim olduğumuz hayvanların, yani ehil hayvanların ahlâkı geçmez de aslan, kaplan gibi hâkim olamadığımız hayvanların etlerini yersek, onların ahlâkı geçer. Gözlerimizde o kadar gözler var ki. Bu göz, onların âletidir.

***

Emre – Tahsîl, toplamak değil mi? Eh, insan etrafından toplayıp, bir de kendini topladı mı tamam.

***

Emre – Gülmek kolay, ağlamak zordur… İki şeker parçasını birbirine tutturmak için, su lâzımdır. Gözyaşı da insanları “mânen” birleştirir... Ağlamak büyük bir devlettir.

***

Emre – Bir sünnette, bir evlenmede, bir de ölürken düğün yapıyorlar amma, bu sonuncu düğün değil, düğüm, düğüm.

***

Emre – Biz onun gölgesiyiz; çünkü “biz” diyerek kendimizi o (Kudret)ten ayrı görüyoruz. Bizim kendimizi ondan ayrı görüşümüz, tarladaki pancarın kendisini fabrikadan, şekerden ayrı görmesine benzer.

***

Emre – Din bir yoldur, akıl erince başlar, unutmakla biter... Allah’ta fânî olup, dini bitiren insan, dış görünüş bakımından diğer insanlardan farkı olmadığı için, ona her türlü kötü sözü söylerler.

İnsan öyle kapalı bir sandıktır ki, Allah da insandan tecellî eder, Şeytân da. Bunlar birer hâldir. Hz. Muhammed Allah’ta fânî olunca gözü, Allah’ın gözü oluyor, insanlara o gözle bakıyor. Görüyor ki insanların kimi rahîm, kimi müfsit. Bunlar defle, dümbelekle, şeyhlikle, tarîkatle olacak şeyler değil. Baksana (Tefekkür, 70 sene ibâdetten daha hayırlıdır) demiş, boşuna mı demiş?.. Bizse, gidip nelerle uğraşırız… (Kabaaaak) diye kalkale yapacağımıza, yeyip de tadına baksak daha iyi değil mi?

***

Emre – Sabır iki türlüdür: Bilgili sabır, bilgisiz sabır. Sabır yerinde lâzım; her vakit değil. Bilgisiz sabır insanı taş gibi eder. Taş da sabırlı kimsenin işine karışmaz, ne anladık onun sabrından?..

Birgün birisi Hz. Muhammed’in meclisinde Ebubekir’e söğüp duruyor; Ebubekir sesini çıkarmıyor. Hz. Muhammed memnun, gülüyor.

Nihayet Ebubekir dayanamıyor, o adama: (Ben sana ne yaptım ki bana bunları söylüyorsun?) deyince, Hz. Muhammed kızıyor, suratını asıyor ve hiddetle dışarı çıkıyor. Ebubekir hemen arkasından koşuyor: (Bir kabahât mı işledim ya Resûlullah?) diye soruyor. Muhammed: (O sözü de söylemesen de sabretsen olmaz mıydı?) diyerek, sabrın yerinde ne kadar lüzumlu olduğunu anlatmak istiyor.

***

Emre – Hayvanlar birbirini yer; beşeriyyet de öyle. Beşer, (Âdem) olduktan sonra yemekten, içmekten kurtulur... Kur’ân’daki yasak! Yapma! gibi hitâplar beşeredir. (İnsan)lara olan hitâb daha tatlıdır. (Âdem)e olan hitâb, başka bir âlem.

 




İÇİNDEKİLER


DOĞUŞLAR 1
DOĞUŞLAR 2
SOHBETLER
SOHBETLER'DEN SEÇKİLER
İÇ KAYNAK DERGİSİ
EMRE'DEN GÜZEL SÖZLER
NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUF'I İZAHI
İSMAİL EMRE'NİN HAYATI


DUYURULAR

Kayıtlı veriler: 20.8.2019
-DOĞUŞLAR 1: 1210 adet
-DOĞUŞLAR 2: 1200 adet
-EMRE'DEN GÜZEL SÖZLER: 131 adet
-İÇ KAYNAK DERGİSİ: 25 adet
-NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUF'I İZAHI: 24 adet
-SOHBETLER: 70 adet
-SOHBETLER'DEN SEÇKİLER: 127 adet
   
"İsmail Emre’nin Tasavvufî Sohbetleri" eklenmeye başlandı. 04.09.2013
- "Doğuşlar 1" başlığıyla yayınlanmış 1110 adet doğuş web sitesine aktarılmıştır. 01.03.2013
- "Doğuşlar 2" başlığıyla yayınlanmış 1200 adet doğuş web sitesine aktarılmıştır. 31.05.2012
- "İç Kaynak Dergisi"nde yayınlanmış "Nasreddin Hoca Fıkralarının Tasavvufi Îzâhı" isimli bölümler web sitesine aktarılmıştır. 16.06.2010
- "İç Kaynak Dergisi"nin tüm sayıları (25 sayı) web sitesine aktarılmıştır. 16.06.2010
- İngilizce sayfaları hazırlık aşamasında. 08.10.2009
- ISMAILEMRE.NET 08.10.2009 tarihinde yeni tasarımı ile açıldı.. Ve zaman içinde külliyat web sitesine aktarılacak. 08.10.2009

 

İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
Halil Develioğlu



Soru, görüş ve önerileriniz  için lütfen Webmaster ile bağlantı kurunuz.
BOBAR.NET