ANA SAYFA  |   İLETİŞİM   |   İNDİR  |  ENGLISH 
 


İsmail Emre’nin Tasavvufî Sohbetleri


İndir (.doc)

23.2.1954 tarihinde yapılmış bir konuşmadan zaptedilmiş notlar:

S. – Bir doğuşta “Maşrıkın güneşi magripten doğmuş” deniliyor; bunu izâh eder misiniz?

Emre – “Kelâm-ı Kibâr” mıdır, hadîs midir, bir söz derler. Halk da zanneder ki, bu güneş doğacak... Hâlbuki mânevî güneş, ilim güneşi doğacak, “Garp”tan. Doğmuştur bile. Avrupa’ya bak, ne kadar ileri gitti... Zaman gelir ki mânevî güneşi bile bize onlar anlatacak. Çünkü biz birbirimize inanmıyoruz.

S. – Mehdî kimdir?

Emre – “Mehdî”, hidâyet demektir. Bu taraftan, yani, Amerika’dan hidâyet doğmadı mı? Bak, bütün dünyayı ihyâ etmeğe çalışıyorlar. “Mehdî”, ahlâktır, himâye ahlâkıdır. Biz bile birbirimizi sevince, maneviyyetimizi kurtaracak bir hâl zuhûr etmiyor mu? “Mehdî”, işte bu “hâl”dir; gelmesi beklenen bir şahıs, bir insan değildir.

S. – Bir yerde “Mehdî” Peygamberdir, diyor.

Emre – Peygamber gitmedi ki gelsin. Peygamber bir insan mıdır? Peygamber “Peygamberlik”tir. “Hâl-i Peygamberî”dir ki, bu hâl, durmadan muhîtleşiyor. Bizi söylettiren, dinlettiren Kudret, o “Kudret” değil mi?

Peygamberimizin vücudu dirilir mi? Hâlbuki hâli ezelî ve ebedî olarak diridir. Mezâhir ilmi, Hz.Muhammed’in büyüklüğünü ölçemez. Mânevî ilim sahipleri ise Muhammed’i ölmüş olarak kabul etmiyorlar ki dirilmesini beklesinler. Hz.Muhammed ölse, kâinatta hiçbir şey kalmaz.

S. – Bazı velîler kendilerini bildirmezlermiş, ölünce hâllerini beraber götürürlermiş.

Emre – Onlar ancak kendilerini kurtaracak bir hâle sahip olmuşlar. “Velî” dost demek. Onlarda bu sevgi o kadar tecellî etmiş, yani, ancak kendilerini kurtarmışlar. Bazı velîler ise herkesi seviyor, herkese şefkat etmek istiyorlar tıpkı Hz. Muhammed gibi.

Hz. Muhammed, bir hâldir ve muhîttir. Şu sobada ateş söndü diye dünyadan kalktı mı ateş? Radyoyu yapan gitti amma, radyoyu bize bıraktı. Şimdi ne kadar radyo yapıyorlar… Gittikçe de tekâmül eden radyolar yapıyorlar.

Bize lâzım olan şey, Hz. Muhammed’in hâlidir. Şimdi Muhammed isminde insanlar var; fakat onlardan Hz. Muhammed’in hâli tecellî ediyor mu? Hayır. Demek ki bize cismi, ismi değil, hâli lâzım… Hz. Muhammed, kendi abd’liği ve varlığı ile gitti, fakat hâlini bize bıraktı. İş, o hâli görüp, bulup, o hâlle, hâllenme’de. Zaman gelecek ki bu hâl, bütün dünyayı ihâta edecek. Dünya selâmete kavuşacak. Hakîkati arayan akıllı insanlar “İslâm dini şöyle yüksek”, “Kur’ân böyle büyük” demeğe başladılar. Esans şişesi kapalı kalırsa, içindeki kokudan istifâde edilemez. “Hâl-i Muhammedî” kokusu da yayılıp gidiyor. İlm-i tıb, Hz. Muhammed’in tıbbını incelesin, Peygamberimizin büyüklüğünü anlayacaktır. Birçokları, bunları görerek îmân edeceklerdir. Hz. Muhammed; “Vücudumuzdan çıkan kan, idrar ve kaazûrat namazı bozar!” diyor. Bunun akıl ve îmânla ne alâkası var? Bu, tıbbı ilgilendirir. Vücuttaki hastalıklar kan, idrar ve kaazûratta da vardır da onun için, onların temizlenmesini tavsiye etmiştir. Hiç hastalık olmasa bile, kan, damardan çıkınca vahşîleşir, tekrar ağıza girerse vücuda zararı dokunur. Hz. Muhammed işte bunu anlatmağa çalışmıştır. Avrupa mikrobu biliyor; mikrobun şeklini görünce ahlâkını da tanıyor. Muhammed’in sözünü, onlar anlayacak, onlar istifâde edecekler… Hz. Muhammed’in, bazı sözleri var ki, rumuzlu. Şefkatinden açık söylememiş, saklamıştır.   
Şefkat aşısını, herkesin, kendi rengine boyayarak aşılamaya çalışmıştır. İnancı, bilgisi o gün içindi; hepsini değiştiremezdi.

Birgün konuşurken, bir ihtiyarın yüzüne bakıp gülüyor. Adam köseymiş. Peygamberi, kendisinin köse sakalına gülüyor zannetmiş, müteessir olmuş; “Yâ Muhammed! niçin benimle alay ediyorsun?” deyince, Hz. Muhammed: “Yâ filân! Senin sakalının her bir telinin dibinde 40 000 melâike gördüm, ona güldüm.” diyor. Hz. Muhammed, melâikenin ne olduğunu bilmiyor muydu?.. Ama nasıl anlatsın her kılın dibinde bir bez var diye? Kılı büyüten hücreler melâike değil de nedir? Eğer Hz. Muhammed, ona bu bezleri ilmî olarak anlatsaydı, adam ona kızardı... Zamanı gelmemişti, yani, mikroskop icâd edilmemişti ki, o bezleri âletle göstersin. O devirde böyle bir âlet yapıp onlara bezleri gösterseydi, bu sefer de sihirbaz derlerdi. Çünkü o âleti anlayacak bilgi yoktu o devirde. Şimdi, o günkü sözlerin hikmetini anlayanlar, Hz. Muhammed’in büyüklüğüne îmân etmezler mi?

Etini yememizi emrettiği hayvanların işkembesi var... Yedikleri gıdayı tamamen hallediyor, bize hazım sıkıntısı bırakmıyorlar. Ahlâkları da temiz. Akıl bunları anlayınca ona peygamber demez mi?

Sonra, dini zamana göre tefsîr etmek için, yol da göstermiş: (Zamana göre ahkâm değişir!) demiş.

S. – Muhammed’in hâli yaşıyor diyorsunuz. Bu hâl şimdi hangi vücutta?

Emre – Bizim gönlümüzde işte. Kendi yoluna gidenlerin, kendi ilmini öğrenmek isteyenlerin gönüllerine taksîm oldu Hz. Muhammed. Kimi arıyorsunuz?

S. – Hz. Muhammed’i.

Emre – Bak Hz. Muhammed ağzından çıkıyor! Siz Muhammed misiniz?

S. – Hayır.

Emre – Muhammed siz olmadığınıza göre, aradığınız varlık sizin içinizde; çünkü ağzınızdan çıktı. Allah’la Muhammed ayrı değildir. Çok sürmez, bir sene, iki sene, beş ay veya üç ay, bizim âlimlerimiz Avrupalıların bizim dinimizi takdîr ve tasdîk etmeleriyle iftihâr edecekler… Hâlbuki, biz anlasak da biz takdîr etsek daha iyi değil mi?

S. – Bu dünya çok eski zannediyorum.

Emre – Hayır daima yeni. Dünya ezelîdir. Tarihi marihi yoktur.

S. – Dünya çok medeniyyetler geçirdi öyleyse... Aceba kaçıncı medeniyyettir.

Emre – Milyarlarca Muhammed gelmiş, gitmiş. Gelen de Muhammed, giden de. Îsâ, Mûsâ, İbrahim, Zekeriya hep Muhammed’dir... Her Peygamberden tecellî eden hâl Muhammed’in hâlidir. Milyarlarca Muhammed vücudu da zuhûr ederek, temiz ahlâka davet etmiş ve edip duruyor.

Sade Muhammed hâli değil, diğer Peygamberlerin hâli de devam etmektedir. Meselâ, Âdem ve Havvâ hâli durmadan birleşiyor. Rumuzla söylemişlerdir. Hangi Havvâ, hangi Âdem... Bize âdem demiyorlar mı? Sen âdem değilsin de nesin? Hep hâlihazırı anlatmak istemişler. Aranan cennet, mânevîyyete vâkıf olanlar için daima hazır amma, aklın tasarladığı gibi bir cennet değil: “Cennet-i İrfân” bitmez,  tükenmez, kesretsiz bir cennet. Daima Vahdet.

Nedir o hûriler, gılmânlar... Düşünürsek: ayıp değil mi? Bir doğuş vardı “Neyi sevsem, bakarım onu, ölü!” diye başlıyordu; onun sonlarında da bu hûri gılmân meselesi var; onu okuyalım bakalım:

Birinci Doğuş kitabındaki 1106 numaralı doğuşun 8. ve 9. dörtlükleri:

Gözünü aç, şafak atmıştır, uyan,
Ömür dediklerin gider her zaman;
O (cennet)i bırak, dostluğuna bak;
Âdem ü Havvâ’ya neyledi Şeytân?..

Etrafa bak, seni ediyor takip,
Uyar isen hiçbir hâl olmaz nasip;
Hakka âşık isen tefekkür eyle;
Huri, gılman, vildan sözleri ayıp.

S. – Hangi arzuları terk edeceğiz?

Emre – İlâhî arzudan başka hepsini. Fakat yanlış anlamayalım, o arzulara mahkûm olmayacağız, çalışıp çabalayacağız.

S. – Mevlâna: “Âhiret dünyanın içindedir” diyor.

Emre – Evet, şeye benzer: Fındık neyin içinde?

S. – Kabuğunun.

Emre – Eh, dünyadan geçip, kabuğunu kırdın mı, içinden o çıkar. Kabuktan geçmeyince içini yiyebilir misin? Ama geçmenin de kendine mahsus bir sözü yok. Başka bir âlem.

S. – Mevlânâ: “Kıyâmet öldüğün gündür” diyor.

Emre – Mevlânâ’nın hâli bizim hâlimizdir. “Kıyâmet, ölmeden evvel öldüğün gündür!” demek istiyor.

S. – Artık kitapları atacağız.

Emre – Ben de kitapları attım. Şimdi kitap canlandı... Doktor Tıbbiye’de okuduğu kitapları hep omuzunda taşısa olur mu? Doktor için kitap canlandı.

S. – Bu iş çok derin...

Emre – Ne derini... Şimdi yüze çıktı. Yeter ki, içinde kaybolduğun “hâl” için “bu benim” deme.

S. – Nasıl olabilir?

Emre – Siz böyle diyorsunuz. “Hâl” size böyle dedirtiyor. Eskiden diyebilir miydiniz? Ben diyemezdim. Evvelce her şeye “benim” ve “herşey ben’im!” diyorduk.  




İÇİNDEKİLER


DOĞUŞLAR 1
DOĞUŞLAR 2
SOHBETLER
SOHBETLER'DEN SEÇKİLER
İÇ KAYNAK DERGİSİ
EMRE'DEN GÜZEL SÖZLER
NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUF'I İZAHI
İSMAİL EMRE'NİN HAYATI


DUYURULAR

Kayıtlı veriler: 22.10.2019
-DOĞUŞLAR 1: 1210 adet
-DOĞUŞLAR 2: 1200 adet
-EMRE'DEN GÜZEL SÖZLER: 131 adet
-İÇ KAYNAK DERGİSİ: 25 adet
-NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUF'I İZAHI: 24 adet
-SOHBETLER: 70 adet
-SOHBETLER'DEN SEÇKİLER: 127 adet
   
"İsmail Emre’nin Tasavvufî Sohbetleri" eklenmeye başlandı. 04.09.2013
- "Doğuşlar 1" başlığıyla yayınlanmış 1110 adet doğuş web sitesine aktarılmıştır. 01.03.2013
- "Doğuşlar 2" başlığıyla yayınlanmış 1200 adet doğuş web sitesine aktarılmıştır. 31.05.2012
- "İç Kaynak Dergisi"nde yayınlanmış "Nasreddin Hoca Fıkralarının Tasavvufi Îzâhı" isimli bölümler web sitesine aktarılmıştır. 16.06.2010
- "İç Kaynak Dergisi"nin tüm sayıları (25 sayı) web sitesine aktarılmıştır. 16.06.2010
- İngilizce sayfaları hazırlık aşamasında. 08.10.2009
- ISMAILEMRE.NET 08.10.2009 tarihinde yeni tasarımı ile açıldı.. Ve zaman içinde külliyat web sitesine aktarılacak. 08.10.2009

 

İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
Halil Develioğlu



Soru, görüş ve önerileriniz  için lütfen Webmaster ile bağlantı kurunuz.
BOBAR.NET