ANA SAYFA  |   İLETİŞİM   |   İNDİR  |  ENGLISH 
 


İsmail Emre’nin Tasavvufî Sohbetleri


İndir (.doc)

29.3.1954 te bir nikâh merasiminden sonra Bay Emre şunları söylemişti:

Emre – Eski evlilikte çocuklarına alacakları kızı ana-baba beğenirdi. Şimdi gençler birbirlerini beğeniyorlar. O iyi değildi; bu iyi. Nerede bulunuyorsak, o zamanın hâli iyi. Zaman sele benzer: Akar, gider, arkasını kuru bırakır. Zamana uymamak irticâdır, taassuptur, hatadır, günahtır. Mutaassıp adamlar: (Vay, kadınlar niye dudakları boyalı geziyorlar?) deyip duruyorlar. Sürme, siyah boya sünnet olur da, kırmızı boya niye sünnet olmasın? Sünnetin mânâsı ne?

- Sünnet Arapçada “kanûn” mânâsına geliyor. Kur’ân’da da (Ve len’tecide lisünnetillâhi tebdilâ) diye geçiyor ki, (Allah’ın kanûnlarında değişme bulamazsın!) demektir.

Emre – Oh ne güzel! sünnet diyeceğimize kanûn deriz. Kanûn, Hükümetin emridir. Hükümet insanların fena olduklarını ister mi? Bilhassa Cumhuriyet Hükümeti, ki ne yaptığını bilen bir Hükümet; nüfus kazanayım diye 5 çocuğu olandan para almıyor; yani insana kıymet veriyor. Hâlbuki şeriat devresinde insanın kıymeti yoktur. Şeriat el, kafa keserdi. Şimdi ise Hükümet, kanûn, o suçlu elleri, suçlu kafaları kesmiyor, terbiye ediyor. Hemen her mahalleye bir mektep açıldı. Evvelce, bir mahallede beş tane okuyup yazma bilen insan yokken, şimdi okuma bilmeyen, beş kişi kalmadı belki. Şimdi sünnet, kanûn oldu. Ziya Paşa (Cumhûra muhalefet kuvvei hatâdandır.) diyor. Hakîkaten cumhûra, yani zamana muhalefet en büyük hatâdır. Ama her cumhûra, her topluluğa değil. Meselâ kumar cumhûruna değil. Böyle cumhûrlarda dostluk olamaz; çünkü orada menfaat vardır. Tarih gösteriyor ki devletler arasındaki dostluklar bile, ele fırsat geçtikten sonra bitiyor. Biz bile iki kişiyiz; Bir kendimiz, bir de nefsimiz.

Sual – Milâttan 5000 sene evvelkinden daha evvelki tarih ne oldu?

Emre – Kayıplara karıştı. Hakîkatte “an” vardır. “An”ın ise tarihi olmaz. Aklın bir hududu olduğu için tarih de bir yerde dayanıp kalıyor. Yoksa, ne gelen var, ne giden... Ne buradayız, ne de biz biziz. Bereket versin gaflet denilen şey var da ne yaptığımızı bilmiyoruz. Uyumak mı uyanmak, yoksa uyanmak mı uyumak? Şimdi yine uyuyoruz demektir. Çünkü ölsek, kendimizi bilebilir miyiz? Uyanırsak, ben diyemeyiz. Bilen kim, bilinen kim? Uyanan insan evvelâ aczini görür.

Sual – Tekâmüle gitmek için bu devreyi geçirmek lâzım öyle mi?

Emre – Tekâmül dersek gurura düşeriz. Hâlbuki bize “yokluk” lâzım. Bize deseler ki “eve gideceksiniz!” ve arkamıza ne kadar yatak, yorgan varsa yükleseler, o hâlde burdan Hükümete kadar gitsek, hâlimiz kalır mı? Tâkatımız kalmadığı anda birisi bu yükleri birer birer indirse, ne kadar ferahlarız. İşte bu benliğimizin yükünü de birer birer attıkça bir rahata, sonunda da rahat-ı küllîye kavuşuruz. İrfâniyyet, kemâlat arzuları hep birer yüktür. “A’mâk-ı Hayâl”de: (İstikbâli terk et, mâziyi unut, hâli hoşgör!” diyor; anlayabildik mi? Bunu anlamak büyük bir devlettir.

Sual – Çok doğru.

Emre – Ne kadar âlim olsak, istikbâlden haberimiz var mı? Nedir acaba istikbâl? Akıl bunu bilebilir mi?

Mâzi dakanağa benzer. Onu düşünürsen geri gidersin; irticâdır. “Babam şöyle zengindi, böyle asîldi...” diye istediğin kadar öğün; peki sen de onun gibi zengin ve asîl misin? İftihar insanı boş bir teselliye düşürür, terakki ettirmez.

Yarının ne getireceğini kim biliyor? Yarın dediğimiz şey bize azap mı getirecek, zevk mi? Düşünür merak edersek; azap. İyisi mi, zevk getirecek farzet ve ye, iç, gül, oyna.

“Hastayım, öleceğim…” deriz. Ya ölmezsen? İyisi mi, ölmeyeceğine inan da zevk ve keyf et. Ölümden korkan ölüdür. Diri, ölümden korkar mı? Ölüm nedir acaba? Çocuğun doğması, ana rahmindeki hayatını bitirmesi, yani ölmesi değil midir? Bu, bize göre doğum, ona göre ise ölümdür. Çünkü ağlayarak geliyor. İdrâk etmediğinden ağlıyor. Bilse, güle güle gelmez mi?

Öbür âlem de, korkmayanlar için, emin ol, bu âlemden daha güzeldir. Bilenler korkmuyor, korkmayanlar biliyor. Amma bu bilgiyi her insanın kendisinin çalışıp hak etmesi lâzım. Emeksiz olmaz, Allah’ın gözümüze, kulağımıza vurduğu mühürleri biz kendimiz müracaat edip de çözdüreceğiz.

Sual – Allah Âdem’i topraktan yarattı, sonra da ruhundan nefhetti ona, deniliyor; bu ne demek?

Emre – Şimdik başladı bu iş. İnsan toprak gibi olmayınca üflemez. İnsanın nefsinden eser var mı üflemez. İşte yeni üflüyor, yani söylüyor. (Ve nefahtü fihi min ruhi) ediyor kendi ruhundan. Bu gıda kulaktan da yenir, gözden de. Asıl ebedî hayat veren gıda, gözle kulaktan alınır. Ağızdan alınan gıda, bu vücut içindir. Ne kadar çok yersek, yediğimiz şeyler bu vücudun düşmanıdır. Çünkü onu yoruyor, eskitiyor.

Sual – Şu ne zaman eskiyecekse, eskise de bir kurtulsak..

Emre – Yenisini alacağımızı aklımız bir kesse...

Sual – Siz de eskise diyorsunuz…

Emre – Bizim gözümüz kusur görse azapta kalırız. Evvelce alışıktı kusur görmeye; zornan kurtardık. Sade sizde değil, hiç kimsede kusur görmeyiz.

Sual – Bir yerde okudum: (Siz ulvî âlemden süflî âleme istiyerek geldiniz.) diyor; bunu anlayamıyorum?

Emre – Babamızı tahrîk eden biz değil miyiz? Ağrılar, sancılarla anamızı doğurtan biz değil miyiz? Ama yaptığımızı bilmiyoruz da, onun için haberimiz yok.

Sual – Ondan evvel ne idik?

Emre – Mâziyi unut. Anlatan olsa, geriye gitmemiz lâzım.

Sual – Geldiğimiz yere gitmeyecek miyiz?

Emre – Hayır, biz geri gitmeyiz. Kaç yaşındasınız?

Sual – 45.

Emre – 44 yaşınıza geri dönebilir misiniz? Her varlık ileri giderken, biz niçin geri gidelim? Aklımız bizden daha ileri gitsin... Arka tarafı hiç düşünme: (Elmâzi lâyüzker) derler.

Sual – (Mâziyi unut, hâli hoş gör, istikbâli terk et!) sözü iyi bir şey amma, biz istikbâle hazırlanıyoruz; hazırlanmayalım mı?

Emre – Hazırlanalım. Hazırlanıyoruz da amma, istikbâli bilerek mi hazırlanıyoruz? Madem bilmiyoruz, o halde hazırlanmamızı Allah’a teslim edelim. O her şeyi iyi bilir ve iyi yapar. Biz hazırlanmayı ne bileceğiz… Kendimizi de ona verelim ki, bize nefhetsin. Mâdem ki aczimizi anladık, iyisi mi âciz olmayan o Büyük Varlık’ta fânî olalım, kaybolalım. İşte, (ölmeden evvel ölme...) budur. Zamanı gelmeden, akıl bu sözü anlayamaz. Çünkü ölülük nedir, dirilik nedir bilmiyoruz. İstikbâl hazırlığımız şu anda nereye gitti? Şurada konuşurken, efendiliğimiz, beyliğimiz, hanımlığımız, ustalığımız kaldı mı? Acz ilme tamamıyla ikmal edilince ne ev, ne bark, ne servet... Hiç bir şey kalmaz. Bunun arkasında öyle bir dirilik var ki Allaaah…

Sual – Bir türlü gelemiyor ki... Gelse de şu ölülükten kurtulsak...

Emre – Sabredersek neler oluyor. Geçen sene böyle miydi? Dün böyle miydi? Bak ne kadar süratli gidiyoruz...

Sual – Günde 70.000 perde açılması bu mudur?

Emre – Ya. Şimdi yüzbin, nice milyon hicap açıp duruyor. Hicap dediği şey, aklın perdesidir ki arzularımızdır. Bu perdeler Allah’ın yüzünde değil, bizim gözümüzde, aklımızdadır.

Sual – Evliyâullah geleceği bilir değil mi?

Emre – Görmeyi, bilmeyi unutur da onun için bilir. Onlar görme, bilme arzusunu asıl bilene, görene terk ettikleri için o Kudret onlardan görür, onlardan bilir. Yani gören, bilen, evliyâullah değildir.

Allah her ağızdan ben! deyip duruyor, biz ağzımızı ona bırakabilsek…

Sual – Bıraktık.

Emre – Aczimizden bıraktık. Hani ne derler: İsmin ne demiş: Mülâyim. Sert olsan elinden ne gelir? Onun gibi.

Sual – Bu benlik ne zor şey.

Emre – Değnekle mi öldüresin, çenesine, menesine mi yanaşasın... Şeye benzer:

Çakalın biri geziyor; karnı acıkmış. Karşısına aslan çıkmasın mı... Çakal (Eyvah, diyor, kısmet ararken kısmet olduk...) Aslan bakıyor ki çakal korkusundan titriyor, acımış. Çakal boynunu bükmüş; kaçamaz ki kaçsın. Aslan: (Ne arıyorsun burada?) diyor. (Karnım acıktı.) (Gel, senin karnını doyurayım.) Çakal aslanın arkasına düşmüş, gidiyorlar. Bir mer’a’ya geliyorlar. Aslan: (Bunlardan birini beğen) diyor. Çakal: (Peki) diyor. At eti lezzetli olurmuş, onu istiyor... Aslan çakala: (geç karşıma, diyor, gözlerime bak, ikisi de kızarmış mı?) Çakal cevap veriyor: (Kızarmış), (Arkama geç, bakalım kıçım girip girip çıkıyor mu?), (Girip girip çıkıyor). Aslan çakaldan bu cevabı alınca atın üstüne atılmış, hayvancağızı parçalayıp çakal’a bırakmış, gitmiş. Çakal adamakıllı karnını doyurmuş. Ordan ayrılıp giderken bir tilkiye rast gelmiş. Tilki bakıyor ki çakalın karnı şiş, soruyor: (Nasıl doyurdun karnını?), (Ben bir sanat öğrendim ki artık benim için aç kalmak yok. Saldıracağım hayvan ne kadar büyük olursa olsun, bir hamlede gitti...), (Nereye gitti?), (Görürsün sen...) Çakal tilkiyi mer’a’ya götürür, (Bu otlayan hayvanlardan hangisini beğeniyorsan söyle, derhal üstüne atılayım!), (Vazgeç çakal kardeş, bunların canlısından vazgeçtim, bana senin yediğin atın artıkları yeter...) diyorsa da tilki, çakal ona: (Geç karşıma, bak bakalım gözlerim kızardı mı?) diyor. Tilki: (Kızarmadı...) diyor. Çakal kızıyor: (Kızardı de, be!), (Peki kızardı.), (Arkama geç, bak kıçım varıp varıp geliyor mu?), (Hayır, bir şey yok...), (Varıp varıp geliyor de, be!.), (Peki, varıp varıp geliyor…). Bunun üzerine çakal atın üstüne atlıyor. At bakıyor ki üstüne bir çakal geliyor, bir tekme atınca çakalın ağzını burnunu dağıtıyor. Tilki, yere serilen çakala bakıyor ki hakikaten gözleri kan çanağına dönmüş, (Tamam diyor, şimdi gözlerin kızardı). Arkasına bakıyor çakalın ki, arkası da can çekişme zorundan girip girip çıkıyor, (Hah, bu da tamam; her iki dediğin de oldu…) diyor.

Nefsimize de böyle bir tepik lâzım.




İÇİNDEKİLER


DOĞUŞLAR 1
DOĞUŞLAR 2
SOHBETLER
SOHBETLER'DEN SEÇKİLER
İÇ KAYNAK DERGİSİ
EMRE'DEN GÜZEL SÖZLER
NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUF'I İZAHI
İSMAİL EMRE'NİN HAYATI


DUYURULAR

Kayıtlı veriler: 22.10.2019
-DOĞUŞLAR 1: 1210 adet
-DOĞUŞLAR 2: 1200 adet
-EMRE'DEN GÜZEL SÖZLER: 131 adet
-İÇ KAYNAK DERGİSİ: 25 adet
-NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUF'I İZAHI: 24 adet
-SOHBETLER: 70 adet
-SOHBETLER'DEN SEÇKİLER: 127 adet
   
"İsmail Emre’nin Tasavvufî Sohbetleri" eklenmeye başlandı. 04.09.2013
- "Doğuşlar 1" başlığıyla yayınlanmış 1110 adet doğuş web sitesine aktarılmıştır. 01.03.2013
- "Doğuşlar 2" başlığıyla yayınlanmış 1200 adet doğuş web sitesine aktarılmıştır. 31.05.2012
- "İç Kaynak Dergisi"nde yayınlanmış "Nasreddin Hoca Fıkralarının Tasavvufi Îzâhı" isimli bölümler web sitesine aktarılmıştır. 16.06.2010
- "İç Kaynak Dergisi"nin tüm sayıları (25 sayı) web sitesine aktarılmıştır. 16.06.2010
- İngilizce sayfaları hazırlık aşamasında. 08.10.2009
- ISMAILEMRE.NET 08.10.2009 tarihinde yeni tasarımı ile açıldı.. Ve zaman içinde külliyat web sitesine aktarılacak. 08.10.2009

 

İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
Halil Develioğlu



Soru, görüş ve önerileriniz  için lütfen Webmaster ile bağlantı kurunuz.
BOBAR.NET