ANA SAYFA  |   İLETİŞİM   |   İNDİR  |  ENGLISH 
 


İsmail Emre’nin Tasavvufî Sohbetleri


İndir (.doc)

22.6.952 de zaptedilmiş bir sohbetten notlar:

Sual – “Köpek olan yere melâike girmez” derler, doğru mu?

Emre – Söz doğru da, bizim anlayışımız yanlış. Hz. Ali’nin bir sözü var: “Dünya bir cîfedir, ona tâlib olan da kelp” diyor. Bu köpek, “nefis”tir. Melek dediği şey de “mânevî ve ilâhî hâl”dir. O sözle, “içimizde nefis köpeği varken, ilâhî hâl bizi istilâ etmez” demek istemişler.

Bu sözün iç tarafı; gelelim dış tarafına:

Köpek pis bir hayvandır; sası sası kokar. Ne ki kokuyor, canlıdır. Kokan bir şeyden bir takım canlı varlıklar uçarak yüzümüze, gözümüze her tarafımıza konarlar. Fakat biz sadece burnumuza gelenlerin kokusunu alırız.

Köpek insanları muhafaza etmek için yaratılmıştır. Köpek gece uyurken, hırsız gelse, o hırsızı, köpeğin kılları bile işitir. Yüzümüzün çıkardığı yağlarda, nasıl, mikrobu öldürücü bir madde varsa, köpeğin her kılının dibinde de öyle, şedîd, milyonlarca mikrop vardır. Köpeğin fena kokması, o mikropların uçarak burnumuza konmasındandır.

Burnumuzun iç tarafında çanak gibi bir yer vardır, geniz diyoruz. Orada da bir zehirli madde var. Köpekten gelen zehirli mikrobu genizdeki bu madde öldüremezse, mikrop ciğere iner; köpek hastalığı olur. Çaresi de yok gibi bir şey. Köpek besleyen insanlar bu hastalığa yakalanmıyorlarsa, bunun sebebi, bu hastalığın mikrobunu öldürecek mikropların çoğalarak o kimselere muafiyet kazandırmasındandır. Binde bir ihtimalle de olsa, ya bizi öldürürse bu hastalık? Bir köpek yüzünden bir insan ölsün, yazık değil mi?

İnsanın midesi necisten bulanır, bu bir “hissi ilâhî”dir. Mademki köpek pis pis kokuyor, o halde mutlaka o kokuda bir fenalık vardır. Allah hiçbir mahlûku, abes yaratmamıştır. Amma zararlı olanları, inkâr edebilir miyiz? Hiçbir mahlûku hor görmeyiz; fakat zararlılarından çekiniriz.

Fen şimdi bunları mikroskopla görüyor ama yine de tamam değil. Fen görüşü ilâhi görüş olur mu? İki görüşü birleştirmeli ki tamam olsun iş.

Bu medeniyyet asrında bile ilme, fenne inanmayanlar var; ya bilmem kaç yüz sene evvelki câhil insanlara mikrop hakîkatini nasıl anlatsınlar… Ne yapsınlar, “köpek olan yere melâike girmez!” demişler ki insanlar köpeklerden korunsunlar, bu hastalığa yakalanmasınlar.

25.6.952 de zaptedilmiş notlar:

Sual – Kur’ân’da “Kevser” sûresinde “ebter”likten bahsolunuyor; bu nedir?

Emre – Ben Arapça bilmem; sûreyi Türkçe’ye çevirin de mânâyı bütünü ile anlayalım.

- “Biz sana “Kevser”i verdik; bunun için namaz kıl ve kurban boğazla, Asıl ebter, sana buğz edendir.”

Emre – Hz. Muhammed’in veya Allah’ın sözleri tohuma benzer. Bu tohum, o sözleri anlayanların kafasında ağaç olur ve meyva verir. Meyva, anlayan kimselerin bu sözleri şerh ve tefsîr etmesidir.

“Ebter”in mânâsı nedir?

- “Ebter” Arapça’da kuyruğu kesik erkek hayvan ve nesli kesilmiş insan demektir.

Emre – Hz. Muhammed ebter değildir. O maddî bir varlık değil, bir “hâl”dir, “Hâl-i Muhammedî”dir. İşte ona inanan, onu seven insanlar onun çocuklarıdır.

Hz. Muhammed’e “ebter!” diyenler de ebter değildir; çünkü onların “hâl”i de devam edip duruyor, zira bazı insanların hâli de onların hâlinin çocuklarıdır. Onlar “İlâhî Âlem”e giden yolda ebterdirler; sırf kendi menfaatlerini düşünürler. Bunların kimseye faydası dokunmaz. Bunlar dünyaperest, yani nefisperesttirler. Âhiret de bir dünyadır. Âhiret’e “öbür dünya” demiyorlar mı? Demek ki, maksadımız, gâyemiz “Cemâlullah” değil de, sırf “âhiret” ise, o da bir dünyaperestlik olmuş olmuyor mu?

Îlâhî aşk insana kendini de unutturur, dünyasını da. Allah âşıkı, herkesin ihyâ olduğunu ister; kendini düşünemez. Kendi menfaatini düşünen başkasının ihyâ olduğunu istemeyen, ebterdir. Çünkü bizim devamımız, bizden başkaları, bizden sonrakilerdir. Onları istemiyorsak, orada kesildik, ebedîliğe devam edemedik demektir. İşte ebterlik budur.

Benim ilk sanatım nalbantlıktır. Dükkânımıza, nallanmak için birçok hayvan getirirlerdi. Bunlar arasında taylı kısraklar, merkepler, katırlar da vardı. Dükkânda kışın mangal da bulunurdu. Taylar her şey gibi mangalı da koklar, derken devirirlerdi. İsterdim ki hayvancağızın gönlü olsun; ben de dökülen ateşleri toplamağa, külleri temizlemeğe râzıydım.

Dikkat ederdim, doğuran kısraklar kimseyi incitmezdi. Hâlbuki katırlar, yanlarına yaklaşan tayları veya sıpaları ısırırdı. İşte bu hâli kıskanan, ebter; yayan, ebter değildir. Hz. Muhammed, öğrendiği ilmi ümmetine, yani bütün insanlara yayıyor. Onun ahlâkı ebter bir ahlâk değil. Bunun içindir ki Muhammed’e ve onun gibi olanlara ölüm yoktur.

  • (Küllü nefsin zâikatülmevt: Her nefis sahibi ölümü tadacaktır!)

denilmiyor mu Kur’ân’da?

Emre – Evet amma, öbür tarafta da (Allah yolunda ölenler, ölü değil diridirler!”)  diyor. (Bakara -157) Hz. Muhammed de bu âyeti, (Elmü’minûn lâyemûtun: Mü’minler ölmez) hadîsiyle tasdik ediyor. Bunların hangisi doğru: (Küllü nefsin zâikatülmevt) mi, yoksa (El mü’minûn lâ yemûtun) mu? Şüphe yok ki ikisi de doğru. Sözlere dikkat edelim: (Nefis sahibi ölür!), (Mü’min ölmez!) diyor. Bunun aksini söylüyor mu? Yani; (Bütün mü’minler ölecek), yahut (Nefis sahipleri ölmez) diyor mu? Hayır. Öyleyse ölüm, nefse, yani nefis sahibinedir. “Ben!” diyen ölür. Bu dünyadayken nefis öldükten sonra bak, ölüm var mı? Niyâzî:

Her ne söz ki söylenir âlemde türkî, ya arap
Tut kulağın, ki sanadır cümle dillerden hitap.

diyor. Anlarsak bütün bu hitaplar, bu sözler hep bizedir. Yeter ki anlamaya niyet edelim. Konuştuğumuz dil, herkesin konuştuğu dil amma, bu sözlerin mânâsı, dinleyenin hâline, ilmine göre değişir. Herkesin kulağı, gözü birbirine benzer ama duygular, görgüler hâle göre değişir. Âzâlar, içerdeki “Kudret”in emrine tâbidir.

İşte meselâ, “İnnâ’a teynâke” sûresindeki “venhar” sözünü “Deve boğazla!” diye tercüme ediyorlarmış. Koyunların, develerin ne kabahati var… Gerçi kurbanın da fazîletleri vardır; meselâ, hiç olmazsa fakir fukara Kurban bayramında et yüzü görmüş olur amma, kurtulmak için develer ve koyunlar yerine nefsimizi, kötü ahlâkımızı boğazlasak daha iyi olmaz mı? “İnmâ â’teynâke” deki “venhar”ın mânâsı nefsi boğazlamaktır. Kurban, yakınlıktır; öyleyse nefsimizi kurban edelim de Allah’a yaklaşalım.

Gelelim mevzuumuza, yani ebterlik meselesine:

Biraz evvel de söylendiği gibi, sırf kendi menfaatini düşünen kimse ebterdir. Şeytan öyle değil mi? Âdem’i sevemedi. Hakîkati biliyordu amma aşkı yoktu, sevginin tadını almamıştı. O, Allah’ın kudretini Âdem’den daha iyi biliyordu; fakat benliği onu tenezzül ettirmiyordu. Hep “ben!” diyordu.

Âdem ise “Safiyullah”tı; yani Allah’ın tasfiye edilmiş, saflaşmış bir kulu idi. Herkesi seviyor, onlara “evlâtlarım” diyordu, insanların “Âdem evlâdı” oluşundaki incelik bundandır.

Bazı insanlar kendileri yer, içer, evlâtlarını bile düşünmezler. Hased olanda, “Ben kâmil olayım” diyende ufacık bir mânevî lezzet varsa, o da yanar gider. Arkadaşlarının, insanların birbirini sevdiğini görüp de sevinenler gittikçe muhîtleşirler. Bir insanın muhîtleşmesi için kendisinin yok olması lâzımdır. Bir insanın sesi güzel olsa, o adam şarkıyı kendisi için değil, başkaları için söyler. Temiz bir insan kirli bir muhîtte yaşayamaz. Orada yaşayabilmek için, etrafındakileri de temizlemeğe çalışır. Şefkat bunu icap ettirir.

Hz. Muhammed ilk zamanlar “ümmetim!” diyordu; muhîtleşince “Elhamdülillâhi Rabbil’âlemin” diyor. Nefsinden, ilminden, kemâlâtından zerre kadar haberi olan insanın bu ilimden haberi yoktur. Bunlara mahkûm olmayacağız. Talât Efendi (Adanalı şair, merhum Hasan Talât Muter):

Ben! deme; zira vebâl ancak budur,
Mahv-ı mutlak ol; visâl ancak budur.

der. Ama iş, bu sözleri dinlemekle olmaz; olmaya çalışmalı. Bu, birdenbire de olmaz tabii; bazısında er, bazısında geç.

Bir operatör mideyi keser biçer, tekrar diker. Lâkin yarayı iyi edecek olan, operatör değildir. Vücud kendi kendisini iyi edecek. Mânevîyyet tohumunu, eken de bizim gönlümüze bir tohum eker. Fakat bizim içimizde azîm kuvveti varsa, o tohum yetişir; yoksa çürür gider. Kendikendini yetişirirse “hâl” tecellî eder; aksi takdirde, “irfâniyyet” belâsına düşer; bilgisi başına belâ olur.

Bazı insanlar hakikaten iyi kalplidirler. Herhangi bir kimseyi ihyâ etmek ister amma, elinde imkân yoktur; o kimseyi ihyâ edemediğine üzülür durur, hâlbuki onu ihyâ ettiğinden haberi yoktur…

İnsanlığımız, şefkatimizle ölçülür. Biz herhangi bir ahlâkî hastalıktan kurtulmuşsak, başkalarını da kurtarmalıyız. Lâkin her vakit ihtiyatlı olmamız lâzımdır. Meselâ bir kumarbazı kurtarmak istiyorsan onunla ülfet et, onun ihyâsını iste amma, kumarbazlık sıfatına karşı kalkan kullan. Çünkü o; kumarbazlık sıfatına kâmildir ve kendi hâlini tabiaten aşılamaya meyyâldir, aşılar da. Boğulmak üzere olan bir adamı kurtarmak istersen, sana bütün kuvvetiyle yapışır ve seni boğar. O seni boğmak istemez ama hâliyle, elinde olmadan yapar bu işi. Onun için çok dikkatli olmak lâzımdır.




İÇİNDEKİLER


DOĞUŞLAR 1
DOĞUŞLAR 2
SOHBETLER
SOHBETLER'DEN SEÇKİLER
İÇ KAYNAK DERGİSİ
EMRE'DEN GÜZEL SÖZLER
NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUF'I İZAHI
İSMAİL EMRE'NİN HAYATI


DUYURULAR

Kayıtlı veriler: 22.10.2019
-DOĞUŞLAR 1: 1210 adet
-DOĞUŞLAR 2: 1200 adet
-EMRE'DEN GÜZEL SÖZLER: 131 adet
-İÇ KAYNAK DERGİSİ: 25 adet
-NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUF'I İZAHI: 24 adet
-SOHBETLER: 70 adet
-SOHBETLER'DEN SEÇKİLER: 127 adet
   
"İsmail Emre’nin Tasavvufî Sohbetleri" eklenmeye başlandı. 04.09.2013
- "Doğuşlar 1" başlığıyla yayınlanmış 1110 adet doğuş web sitesine aktarılmıştır. 01.03.2013
- "Doğuşlar 2" başlığıyla yayınlanmış 1200 adet doğuş web sitesine aktarılmıştır. 31.05.2012
- "İç Kaynak Dergisi"nde yayınlanmış "Nasreddin Hoca Fıkralarının Tasavvufi Îzâhı" isimli bölümler web sitesine aktarılmıştır. 16.06.2010
- "İç Kaynak Dergisi"nin tüm sayıları (25 sayı) web sitesine aktarılmıştır. 16.06.2010
- İngilizce sayfaları hazırlık aşamasında. 08.10.2009
- ISMAILEMRE.NET 08.10.2009 tarihinde yeni tasarımı ile açıldı.. Ve zaman içinde külliyat web sitesine aktarılacak. 08.10.2009

 

İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
Halil Develioğlu



Soru, görüş ve önerileriniz  için lütfen Webmaster ile bağlantı kurunuz.
BOBAR.NET