Senden gayrileri, bütün hayâldir,

Ey gönül! gel ağlama,
Bu gönlün makaamı, yüceden yüce,

Senden gayrileri, bütün hayâldir,
Sen de ben’im! dersen, büyük vebâldir;
Cânândan başkası: gölge gölgesi;
Sırrı bilinmedik, böyle bir hâldir.

Bilmem sahih nedir, aslı yok nedir?
Bu âşıklar nedir, o Mâşuk nedir?
Birisi birinden, değildir ayrı,
Altı köşe nedir, “bir ufuk” nedir?

Gövdeyi görenler, gaflet içinde,
Gözünü açanlar, hayret içinde;
Gaaibolsa (Esmâ), kalsa (Müsemmâ),
Âlemler berâber, (Vahdet) içinde.

Orada bir olur, (Küfür)le (îman),
Vakıtlar bitince, sâde kalır (ân);
Bu kadar varlığın, toplandığı yer,
Makaam-ı İlâhî: sâde bir insan.

(Dört Kitap), duyuldu, onun dilinden,
Toplanıp da dahî geldi elinden;
Başka bir merkezi nerden ararsın?
Semânın, değildir, esen yelinden.

Ardından çağırır, her dâim bizi,
Gidenin, yok olur, gönlünde izi;
Dışını seyretsen, toprağa benzer,
İçine dalarsan, (Yûnus Denizi).

Yedi yıl gezdiren, balık değildir,
Önü öyle bilen, ayık değildir;
Çok yıl dolandığı: (Mânâ Deryâsı);
Sen öyle anlama, alık değildir.

(Ken’an Kuyusu)na, Yûsuf mu girer?
Gaflete düşer mi, öylece bir er?
Sırlı rumuzları, söyler (Emre)den,
İnci, mercan gibi, al birer birer.

Taş ile topraktan, o, aramadı,
Ararken, canını, kurtaramadı;
Zapdetmek istedi, bütün esrârı,
Neylesin, dilini durduramadı.

Zapteden: Neş’e Emre
Saat:21.00


27.4.1956