Emre'den Güzel Sözler, Nükteler, Vecizeler ve Enstantane Cevaplar



Bir musîbeti, bir felaketi tatlı ve hoş görürsek, o musîbet ve felaket rûhun gıdası olur.
***
Blog



İnsan, insanlaştıkça insanları sever. Hayvanların akrabası, çoluğu çocuğu olur mu? İnsan ağaca benzer: Dallarını ayrı görmez.
***
Blog



Soran - Herhangi bir parti ile alâkanız var mı?
Emre – Hayır, biz, “parti” değil, “küll”üz.
***
Blog



Gülmek kolay, ağlamak zordur. İki şeker parçası kuru kuruya birbirine yapışmaz; fakat ıslatılırsa yapışabilir. Mâneviyatta da insanları birbirine gözyaşı birleştirir.
***
Blog



Hacca gidecek olanlar, küsmüş oldukları kimselerle barışıyorlar. Ne güzel şey…
***
Blog



Biz kimseye küsmeyelim, kırılmayalım. Kırık bir kâsede su durur mu? Kırık bir kalpte de Allah durmaz.
***
Blog



İnsanların kabahatlerini görürsek, yani onları bu kabahatlerinden dolayı kınarsak, o kabahatlere ortak olur, asıl büyük suçu biz işlemiş oluruz.
***
Blog



Allah’a yakın olanların fücûrattan sakınıp, takvâ yolunu tutmaları mutlak şarttır. Uzakta bulunan bir pisliğin kokusu burnumuza gelmez: sâdece sözü kulağımıza gelir. Halbuki yanımızda bulunan pislik, bizi, kokusuyla rahatsız eder.
***
Blog



Güneş bir ama, tecellisi cisme göredir.
***
Blog



Büyüklük, seni büyük görenin karşısında küçülmektir. Bazı kimseler, hürmet gördükçe, daha beter şişerler. Halbuki için kan, dışın gündür. İki dakika sonra başına ne geleceğini bilemezsin; hani, nerede kaldı büyüklük?
***
Blog



Hiçbir kimse, tesellisiz yaşayamaz; fakat teselliyi unutmayan da (Hakikat)i anlayamaz.
***
Blog



Allah’la aramızda bulunduğundan bahsettikleri hicap; herkesin kendi ahlâkı, kendi tabiatları, kendi aklı, kendi bilgisi, kendi inanışıdır.
***
Blog



Akıl, o âlemde yürüyemez. Baksana, Hz. Muhammed’in aklı bile (Sidre-i Müntehâ)ya kadar gidip, orada duruyor. Ondan öteye ancak (Âşk) gidebilir.
***
Blog



Anamızın karnında hareket edebilirdik ama, yürüyemezdik. Şimdi de aklımızın karnındayız; şimdi de yürüyemiyoruz. Zaman gelecek, doğacağız, büyüyeceğiz, yürüyeceğiz.
***
Blog



Soran - Şu nefsin kuyruğunu bir koparsak.
Emre – Sen onunla aklın arasındaki bağı kopar; o, kuyruğuyla bıraksın gitsin. * Zenginlik bakımından senden yukarda olanlara bakarsan,azaba düşersin; sensen aşağı durumda olanlara bakarsan rahat edersin. Yukarıya, Terâkki etmek için bak.
***
Blog



Beşeriyet hâli, bizim elbisemizdir: Yani hayatımızı kazanmak için, iccabında bağıracağız, çağıracağız, müteessir olacağız, hakkımızı isteyeceğiz; fakat yine de hoş göreceğiz. Böyle yapmazsak, çıplak kalırız.
***
Blog



Soran – İlim adamları çok alçak gönüllü oluyorlar.
Emre – İlim büyüdükçe insan küçülür. Ateşin yandığı yerde ot bitmez, gurur, kibir otları bitmez.
***
Blog



Kemâlet, tarikatın bittiği yerde başlar. Tarikat, yol demektir. Yol da inkâr edilmez ama, gideceğimiz yere varmazsak, yolda kaldık demektir. İstanbul buraya 1050 kilometredir. Bin kilometre gittin, 50 kilometre kaldı; sen de orada kaldın; neye yaradı bu?
***
Blog



Tekkeler kapanmasaydı, tasavvuf meydana çıkmazdı.
***
Blog



Şu saatin içinde ne kadar parçalar vardır… Bunlardan bir tanesini çıkarsan, saat işlemez. Tasavvuf yoluda böyledir. Takvâ ister cesaret ister, sebat ister.
***
Blog



Karın boşalırsa, kafaya ilim dolar; kafa boşalırsa oraya Allah dolar.
***
Blog



Kabuğu soyulmadan evvel, tassavvuf fena görülüyordu. Çünkü onun kabuğu: şeyhlik, tarikât, tesbih vesairesiydi. Şimdi kabuk soyuldu, iç meydane çıktı. Bu (iç), gençliğin malıdır; onu gençlik ilerletecektir.
***
Blog



Soran – Şu Amerikalılar çok pratik insanlar: Büyük yemek dağıtma kaşıklarının içine çorba kaşığı, kahve kaşığı ölçüleri de yapmışlar.
Emre – Ölçü çok iyi bir şeydir. (Hakikat)te de ölçü vardır. Hakikâtin ölçüsü ilim değil ahlâktır. Ahlâk tekâmül ettikten sonra, ilim kendiliğinden gelir.
***
Blog



Beyin denizine, ilim rüzgarını estirdikçe, orada dalgalar, yani girintiler, çıkıntılar çoğalır, kafa inkişâf eder.
***
Blog



Eğrilik, kötü kalplilik ateşe benzer; bulunduğu yeri mutlaka yakar.
***
Blog



Karagöz perdesi, kâmil bir insanın kara gözünün bir perdesidir. Gözbebeğine de zaten (Şah) diyorlar.
***
Blog



İnsan çok büyüktür ama, küçüklüğünü bilse.
***
Blog



Bize (Mum söndürürler) bile diyorlar. Hâşâ! Biz, kendi mumumuzu söndürür, Allah’ın mumunu yakarız.
***
Blog



En zor şey, dönen dünyanın üzerinde dönmeden durmaktır.
***
Blog



Nasrettin hocanın sözleri, tohuma benzer: O, (Büyük Hakikat) ağacını güldürücü sözlerin tohumuna gizlemiştir. Tohumun kabuğu ne kadar sağlam olursa, içinden çıkan ağaç o kadar çok yaşar. Nasrettin Hoca da onun için zamanları aşıp geliyor.
***
Blog



Kimsenin dini inanışına karışmayacağız. Herkes bizim gibi düşünemez. Şu yoldan, bir günde ne kadar insan geçiyor. Bunların hepsine: (gelin, beraber geçelim) diyebilir misiniz?
***
Blog



Vicdanı muazzep olmayan insan, ölüdür. Bir ölüye iğne batırsan duyar mı? Başkalarının ızdırabından acı duyanlar, onlara bitişiktirler. Bunlar büyük adamlardır.
***
Blog



Allah! Demesini bilen bir insan deli olmaz. Deli olanlar Allah’ta fani olmamış sahte şeyhlerin, bizzat kendileri Allah! Demesini bilmeyen şeyhlerin delirttikleri kimselerdir. Müritlerinemanen hakim olamadıklarından, biçareleri delirtirler. Çünkü müritleri kendilerinden daha müstaittirler; ileri gitmek isteyince rehbersiz kalır delirirler.
***
Blog



Şeriat= Şeri at! Hakikaten, şeriat, yalnız kaideler, nizamlar topluluğu demek değil, asıl şeriat, nefisteki şerleri atabilmektir.
***
Blog



İnsan, hakkı, hakikati her gördüğü yerde tanımaz ve kabul etmezse, daima azap içinde yanar.
***
Blog



Dayaktan korkan çocuklar ıslah olurlar. Korkmayanlar sonra kendi kendilerini cehalet, sefalet değnekleriyle döğerler; hatta uykularında bile döğerler.
***
Blog



(Defineler, hiç inlemezse, yedi senede bir inler) diyorlar. İşte Rıza Murad Bey, Malatya’da inleyip, bu hâli ekip duruyor. Bu sözü, bu hâli anlatmak için söylemişler.
***
Blog



Emre – Duran Emmi bir ilâhi söylesin.
D.E - ……
Emre – Çabuk!
D.E. – Bep! Bep! Bep!
Emre – Yok, böyle söyleme.
(İç kaynak – Duran Emi’nin dâima hazır ve gergin duran gönül davuluna Emre, bakışlarıyla veya sevgi hamlelerinden ibaret hareketlerle vurunca Duran Emi’nin ağzından, elinde olmadan, o hamlelerin kuvvetine ve tazyik derecesine göre bep! Hep! Diye sesler çıkar. Emre, bu cezbe tecellisinin de bir nevi ilâhi söylemek olduğunu anlatmak için. (Yok bu tarzda söyleme diyor.)
***
Blog



Soran – Siz alevî misiniz?
Emre – Biz alevî değil, ilâhiyiz.
***
Blog



İnsan ağlayarak doğduğundan, her hâli şikayettir. Sevmek de bir şikayettir.
***
Blog



Ağlamak= Ağılamak; nefsin ağısı, zehiri, hakikatten gözyaşıdır.
***
Blog



İlmin nihayeti zevktir. Kendimizi bilmek sûretiyle öğreneceğimiz ilim bizi bu zevke getirir. Cezbe ve âşk bile kayıttır. Hiçbir kaydımız yok; fakat hiçbir kayıttan da geçmeyiz. Her tarikat bizim; bir adımlık bile yolumuz, tarikatımız kalmadı.
***
Blog



S – Âşk kayıt mıdır?
Emre – Âşıkın sözü ile uğraşılıyorsa, hâli tecelli etmiyorsa, kayıt.
S – Yazılması lazımdı da onun için sordum.
***
Blog



Nokta olmayan, ilimlerin nokta hâline getiremez; cümle olmayan, cümle göremez.
***
Blog



Dünya siyaset ile mânevi saadet bir arada yaşayamaz. Onun için bizim kat’iyyen din, millet tefrikimiz yoktur. Her din, her mezhep bizimdir. Onları oldukları gibi kabul ederiz. Değiştirmek kudretine mâlik olsak bile, değiştirmeyiz. Ne yaparsak, Allah’ın yapmış olduğu gibi yapmaya çalışırız. Her uzuv, yerli yerinde güzeldir. Gözü çeneye getirsek, gene görür ama, biçim bozulur. (Ama, mezahır âleminde siyasette lazımdır, her şey de. Hz Muhammed, her şeyi yerli yerinde kullanmıştır.
***
Blog



Emre – Hafız!
Hafız– Efendim.
Emre – Değneğini ne yaptın?
Hafız– Elimden aldılar. Kimin aldığını bilmiyorum.
Emre – Bak, ben gözlüğümü cebimde taşıyorum; sen değneğini niçin cebine koymuyorsun?
***
Blog



Hâkikat hayvana değil, insana benzer. İnsan çıplak gezemezse, hâkikat, yani Allah ve tasavvuf kelâmında çıplak olamaz, hep örtülü, kapalı; rumuzludur. Bunun için (İlmi Ledün) diyorlar. Her peygamber ona bir elbise giydirmiştir. H3akikatin elbisesi din ve şeriattır.
***
Blog



Allah, Hâlik daima bir hâldedir. Ancak mahlukat her vakit oluş hâlindedir. (Külle yevmin Hüve fi şe’n) ayetini böyle anlamak lazımdır.
***
Blog



Yirminci asrın insanı eline tesbih alır çekerse, bu, posteki olur. Biz onların yerine o postekiyi çok saydık. Evvelden sadrazamlar bile postekide otururdu; şimdi koltukta oturuluyor. Koltuğunsa, posteki gibi sayılacak kılı yok. Bu asır, anlayış ve irfaniyet asrıdır. Posteki tekkelerin, rahle de medreselerin altında kaldı.
***
Blog



Peygamberlerden iki lisan bilen yoktur. Bilseler getirdiklerin kitabın iki dilden olması lazımdı.
***
Blog



Her hikmetin başı, korku olduğu gibi, her marifetinde başı korkudur. Düşman korkusu olmasaydı füzeler müzeler icad edilemezdi.
***
Blog



Reisi cumhur nasıl bir yere yalnız gitmezse, Allah da bir gönüle yalnız girmez… Onun da tevâzu, sevgi, şefkat, vicdan af gibi adamları vardır; onlarla gelir. Onun için Allah’ı davet eden gönül dar olmamalıdır. Geniş gönül sahipleri kimseye kızmazlar, her şeyi hoş görürler.
***
Blog



Herkesin yönü Allah’a dönüktür. Herkes, kendi kanaatinin, kendi inancının adımlarıyla Allah’a doğru yürümektedir. Herkes her şeyi söylemekte haklıdır; sövebilir, kızabilirler. Ne tarafa doğru yürüseler, yönleri bize doğrudur; sövseler, sövme adımlarıyla, kızsalar kızma adımlarıyla bize geliyorlar.
***
Blog



İnsanlar gençlikte hayâlle, yaşlanınca mâzi ile uğraşırlar, ne yazık.
***
Blog



S – Tarikata giren ağlamalı imiş?
Emre – Giren ağlasın; çıkanlarda gülsün oynasın.
***
Blog



Dünya harpsiz yaşamazmış. Ateşsiz olmaz. Vücut bile hareketsiz yaşayabiliyor mu?
***
Blog



Tapmak, insanın kendisini unutmasıdır. Allah için insan ateşe tapsa, boşa gitmez. Fakat kâfi değil. Ama yine de dünyaya, mala, paraya tapmak iyidir. Bu hiç olmazsa bir yoldur. Para, mal ise çıkmaz sokaktır.
***
Blog



Allah, bir kâmilden (Ben!) der ama, benliksiz, isimsiz (Ben!) der. Onu böyle Allah’ta fâni olduğu zaman kalbimize alabilir, ona murâbıt olabilirsek kurtuluruz.
Mansur (Enelhâk!) der ama, (Ben Mansur’um!) diyemez, derse, iblisiyettir.
***
Blog



Âşkın gömleği ilim, ahlâk, ve dindir. Âşk bunların ötesindedir.
***
Blog



Taassup, komünizm gibi serbest ve hâin fikirlere mâni olur. Taassup da iki türlüdür: İlmi taassup, cehlî taassup. Birincisi, vatanı, dini, namusu muhafaza etmek için lazım. Cehlî taassup, ne olduğunu bilinmeden, şuursuzca saplanılan taassuptur. Bu fenz. Bu, halkı tembelliğe ve irticâa götürür. Vatanı, milleti, dini de muhafaza edemez.
***
Blog



Gün, bir tane. Fazla değil. Biz bir tane olan günün içinden ömrümüz müddetince geçiyoruz. Attığımız ömür adımlarını gün zannediyoruz.
***
Blog



Kadınlık, erkeklik bir elbisedir. Allah, kimimize kadın, kimimize erkek elbisesi giydirmiştir. Kim ne derse desin. Hâkikat meclisine erkekte gelir, kadında. Filanca bir şey söyleyecek diye elbisemizi çıkarır mıyız?
Hâkikatte ne erkek vardır, ne kadın. Avrad derler ya; avrad, nefsine mahkum olan kimsedir, ister erkek olsun ister kadın.

***
Blog



Cebrâil, herkesin aklı değil, Hz. Muhammed ve onun gibi olanların aklıdır.
***
Blog



Küçük köylerde ne kadar benlik ve dedikodu vardır. Köyler büyüyüp şehir oldukça dedikoduyu ve benliği hazmeder. İnsanlar da mânen büyüdükçe gururlarını, benliklerini ve dedikoduyu hazmederler; yani hem dedikodu etmezler, hem de edileni hazmederler.
***
Blog



Telkin, ölüye değil, İmamın arkasında cemaatta yani biz yaşayan ölüleredir.
***
Blog



Asıl iltifak, salat-ı dâimdir. Yani insanın, işine gücüne alış verişine bakarken bile Allah’tan ayrılmayışıdır.
***
Blog



Kur’an camide okunur, derler. Halbuki Kur’anı kahvelerde, meyhanelerde de okumalı ki oradakiler de istifade etsinler. Çünkü camiye gidenler zaten her gün dinliyorlar. İstifade etmişlerse etmişlerdir; edememişlerse, zaten edememişlerdir. Kur’an bir nasihattır; nasihat ise, nerede olursa olsun, hem söylenebilir, hem dinlenebilir.
***
Blog



Sevginin lisanı, tebessüm ve güzel bakıştır. Dili anlamayan kimse yoktur.
***
Blog



S – Ne tesadüf bu toplantı?
Emre – Tesadüf mü, taassup mu?
***
Blog



Kabahat yapanın günahı af olunur da, kabahat görenin günahı affolunmaz.
***
Blog



Belki yirmi sene, Kadir gecelerinde sabaha kadar uyumadım ki, ağaçların secde ettiklerini, göreyim. Neden sonra anladım ki ağaç, benmişim. Secde edecek olan, beden değil, akıldır. Onun için kimseyi kınamayız.
***
Blog



Mânevi gözü şaşı olanlar insanları kötü görüler. Halbuki her şey, olduğu gibi hoştur. Birçok kimseler bu yolda yeni iken, insanları hor görürler. Siz, çocuklarınızı, kabahat yaptılar diye evlatlıktan çıkarır mısınız? Allah da kullarından geçmez.
***
Blog



Müptedilere göre konuşmak riya değildir. Bu, onun iyiliği içindir. Hâkikati olduğu gibi söylersen, hazmedemez, kusar. Hz. Muhammed de (Kellimünnâse alâ kaderi ukulihim= İnsanlara anlıyacakları kadar söz söyleyiniz) demiştir.
***
Blog



İnsan kendinden geçince, başka yere geçemez. Onun için, semâ’da dönen mevlevilerin başları dönmez.
***
Blog



Rabıta, elektrik düğmesini çevirmeye benzer. Işık almak için fabrikaya yapışamazsın; ancak telin ucundan alabilirsin.
***
Blog



Kabiliyetli insanlar arıya, kabiliyetsizler sineğe benzer. Arı ile sinek, teşekkülât itibariyle birdirler. Fakat biri bal yapar, öbürü, pislik ve hastalık nakleder.
***
Blog



Soran – Tasavvuftaki âşkı şehevî mânâda anlayanlarda var.
Emre – Bir kedinin kulağını kıvırırsan miyav! Dan başka bir ses çıkarmaz. Onlar da haklıdırlar.
***
Blog



Kulak temizlenince her sözü temiz duyar, temiz anlar. Birisi, merkep zırt! Deyince cezbeye düşmüş.
***
Blog



Şeriat. Kelimeyi ikiye ayıralım: Şeri-at. Yani ahlâkındaki şerleri at. Hâkikatten, şeriat ahlâktır.
***
Blog



Peygamberler, kâmiller neden etrafındakileri uyandırmaya çalışırlar? Çünkü insanlar onların vücutlarının âzâları gibidir. Onların ahlâklarını, kendi ellerini, yüzlerini temizler gibi temizler.
***
Blog



Kur’anın lâfzı Arapça, fakat mânâsı Rabça’dır.
***
Blog



Soran – Yediler, filân neredeymiş?
Emre – Hâkikatte ne yedi var, ne sekiz; yalnız bir vardır.
***
Blog



Ehli şefkat kâmiller, Hâkikat taliplerini tevazu ve sevgi kılıcı ile öldürürler.
***
Blog



Haksızı haksız gördükçe, haksızlık çoğalır. Geçinmek için muvakkaten idare etmek lazım. Elması kurşunla keserler. Yumuşak olmalıyız ki sertlikleri, geçimsizlikleri halledelim.
***
Blog



Burada, gideceği yeri bilmeyen ve yapmayan, orada garip kalır.
***
Blog



Kur’anı okuyup üfleyeceğimize yutmalıyız; aklımızın, fikrimizin ağzıyla yutmalıyız. Asıl Kur’an ise canlıdır. Ona da yutulmalı.
***
Blog



Taassubun da faydası vardır: Din ile dinsizliği ayar eder. Ama ayar ettikten sonra çekilir, gider. Taassup, komünizm ile din arasında bir cephedir, dinin müdafaasıdır. Taassup olmasaydı iş fenaydı. Bunlar hep Allah’tandır; kimsenin elinde değildir yaptığı.
***
Blog



Soran – Dünya vaziyetini nasıl buluyorsunuz?
Emre – Çok güzel! Her şey yerli yerince olup duruyor; yapan, çok güzel yapıyor.
***
Blog



Uyuyan adamı uyandırırsan kızmaz mı? Kızar. Mutaassıpların mutasavvıflara kızması da kabildendir. Mutasavvıflar onların gaflet uykusundan uyandırırlar; onlarsa kızarlar. Mutasavvıflar bunu bildikleri için, kendilerine küfreden uyur gezerlere kızmazlar.
***
Blog



Soran – Çok şükür hastalık geçti!
Emre – Hastalık geçmedi, biz oradan geçtik.
***
Blog



(Ağlamak) ile (Ağılamak) birbirine benziyor. Hâkikaten, nefsin ağısı, zehiri ilâhi ağlamaktır.
***
Blog



Nasıl, bu yüzümü görmek için bir aynaya ihtiyaç varsa, iç yüzümüzü görmek için de mânevi aynaya, bir mürebbiye ihtiyaç vardır. Bir insan, hayattayken, kendi aklından, kendi ahlâkından çıkıp mürşidinin kalbine girmezse, bu mesele hallolmaz.
***
Blog



Hâlimizden şikayet bitti mi, cehennemde odun kalmaz, her tarat cennet olur. Cehennemin odunu şikayettir.
***
Blog



Öğünme, gururunun meyvesidir. Bir ağaç, meyve vermeğe başladı mı, artık büyüyemez; gıdasını meyvesine verir. Öğünen insan da, sanatında, mesleğinde ileri gidemez.
***
Blog



Kan kalesi içinde, ahlâkımız, aklımız, arzularımız bulunan bir vücuttur. O da ancak âşk kılıcıyla fet olunur.
***
Blog



Aynanın içinde görülen hayâl, hâkikatin kendisi olabilir mi? Biz de bu vücuttan görünüyoruz. Ama, hâkiki varlığımız bu vücut değildir.
***
Blog



Ben! Diyen, bir damladan başka bir şey değildir. Çünkü kendini denizden çekip ayırıyor. Damlanın içine girip de yıkanamayız. Neticede de, damla kurumaya mahkumdur. Damla olan insanlardan istifade edilemez. İstifade, ancak damlasını (Deniz)e atıp deniz olanlardan edilir
***
Blog



Allah’ı mürşitsiz arayan, kendi kendine arayan, kendi kendini bulur. İblis olur.
***
Blog



Ben söyleyim! Ben böyleyim! Diyen, kendi etrafına bir hudut çiziyor demektir; onun içinde kalır.
***
Blog



Hz. Muhammed, bir hadisinde (Resulhikmeti mehafettüllah – Hikmetin başı Allah korkusudur.) diyor. Bir başka hadiste de: (Elhâinü hâif: hain korkar) diyor. Bu sözler birbirini tutmuyor gibi görünüyor amma, hakikâtte tamamıyla doğrudur. Çünkü sözler, adamına göre söylenmiştir. Allah’tan korkup fena huylardan vazgeçmesi lazım gelen bir kimse için (Resülhikmeti mehâfetullah) demiştir. Umuma şamil olan hadis, (Elhâinü hâif)tir. Çünkü Allah da Kur’anda (Evliyaullah, ne korkarlar, ne de hüzün getirirler) diyor.
***
Blog



Doğruluk ebedidir. Rükûa varır gibi eğilsek, kaç dakika durabiliriz? Halbuki düzgün olarak akşama kadar gezebiliriz.
***
Blog



Kemâlât, toprağa benzer. Ne kadar tırmalar, kazarsan o kadar istifade edersin; ekeceğin tohum, o kadar derine gider.
Kemâlât, kendisini tenkit edenlere kızmaz. Çünlü benliği yoktur.halbuki, benliği olan taşa bir çekiç vursan, çıngılar sıçrar, parça sıçrar, gözüne kaçar.
***
Blog



Ledün ilminin başlangıcı aciz ilmidir. İnsan, aczini bilmedikçe, Hakikât yolunda bir adım bile atamaz. Benlikle benim! Diyen, peygamber olsa, Allah’ın huzurundan kovulur.
***
Blog



Süs, çirkin içindir. Âşkın süse ihtiyacı yoktur. Onun süsü, samimiyetidir.
***
Blog



Allah, gerek taktir, gerek tahkik olarak kendisine yaklaştığımız zaman yüzümüzdeki bütün kirleri görür. Onları temizlemek için bazen celâlini de gösterir. Onlar için: (Külli men alyha fân ve yebkaa vechû Rabbike Zülcelâli vel’ikrân) demiştir. İkrâm, ancak celâlden sonradır.
***
Blog



Bu vücut, bir leşten başka bir şey değildir. Biz öldükten birkaç hafta sonra Allah: (hadi şu vücudun içine gir yaşa!) dese, bu çürümüş, kokmuş vücudun içine girmek ister miyiz?
***
Blog



Herkesi hoş göreceğiz, kimseyi kötü görmeyeceğiz. Etrafımızdaki insanlardan kimine (şu domuza benziyor), kimine (şu köpeğe benziyor) desek, her yer hayvanlarla dolsa da yalnız biz insan kalsak ne yaparız? Öyleyse, kimseyi kötü görmeyelim. Fena olanları bile iyi görürsek, hem biz rahat ederiz, hem onları iyi ederiz.
***
Blog



Tasavvufu (terk i dünya) zanneden, tasavvufu anlayamaz. Dış ilimler gibi tasavvuf da terakki etti. Her şeyi öğren, bunu da öğren.
***
Blog



Allah’a varacak yegâne yol, âşk ve sevgidir. Başka hiçbir yolu yoktur. Âşk, ana sütüne benzer. Ana sütü ile beslenmeyen çocuklar nasıl cılız kalır, hastalanır belki de ölürlerse, âşksız gidenlerde Allah’a varamazlar. İlimle, tespihle gidenler, yolda kalırlar.
***
Blog



İnsan vücudu, maddi şeylerin aksinedir. Mâdenler, sürtünmeden aşınır; halbuki, el işledikçe, deri kalınlaşır. Yani çalışmak çok iyi bir şeydir.
***
Blog



Soran – Haram nedir?
Emre – Kendi nefsine revâ görmediğin bir şeyi başkasına yapmaktır.
***
Blog



İşiten vicdandır kulak değil
***
Blog



Teneşir üstünde gönlün yıkanmaz.
***
Blog



Ölüm bilgisinin hiç aslı yoktur,
Sade bir idrâktir, duysan haberi.
***
Blog



Babam (Kâbe)yi yaptı, taşı aldı dünyadan;
Ben geldim, (Gönül) yaptım, kapısı bütün insan.
***
Blog



Nefsimizi kakıdık
(Âdem ilmi) okuduk;
O ilmi öğrenince,
Sudan Çuval dokuduk.

***
Blog



Bu ne çeşit ateştir:
Ahlâktandır odunu.
***
Blog



Gözlerden kurulmuş Pazar,
Görenler, eder âhu zâr;
Bakışının ışıkları,
Aklın ötesinde yazar.

***
Blog



Öldür beni, öldür beni,
Âşkın ile bildir beni.
***
Blog



Kibri, kini sürmeli,
(Dost) yüzünü görmeli.
***
Blog



İdrâkin (Mesih)tir, vücudun (Meryem)
***
Blog



Bütün yollar yürür gider vicdana,
Ondan sonra teslim olur Rahmana.
***
Blog



Âşık olan gönül “Arş-ı Rahman”dır.
***
Blog



Bu bir (Âşk)ın bâdesidir,
Ahlâk sahipleri içer.
***
Blog



İnsanı hayvandan fark ettiren hâl:
Bilgilerden çıkan elemli bir ses.
***
Blog



Bâzâr-ı âlemdir sanki bir mahşer...
İçinde dolanır her gelen beşer;
Herkes, sevdiğine müşteri olmuş,
Kimi insan alır, kimisi şer.
***
Blog



(Defter)i, (Mizân)ı: Gönlü, alanın,
(Kalem)i gözüdür memur olanın.
***
Blog



Işığı (Âdem)dir, her varlık fener,
Ziyası sabittir, seyreden döner.
***
Blog



Terkedersen “Esma”yı,
“Müsemma” olur ayan.
***
Blog



Yarabbi bu nasıl mektep:
Yazısı olmaz hece.
***
Blog



Sırrı kimseye deme,
Versin şel detname.
***