İçim güler, dışım, kan ağlar benim,

Gözlerim, gözlerim, açar gözünü,
Ayrı görünüyor, seyret, bir kafes,

İçim güler, dışım, kan ağlar benim,
Kendinden kendine, gam çağlar, benim;
Bütün vücûdumda, (Dost)un ateşi,
Gece, gündüz yanar, hem dağlar benim.

Bir ateşe düştün, yan deli gönlüm!
Öyle bir ateştir: kurtarmaz ölüm;
Bilenler biliyor, bilmiyen bilmez,
Ateşi verene, her hâlim mâlûm.

Her yanda bir türlü, anılır adım,
Halbuki hiç yoktur, başka murâdım;
Dünyâ, âhireti, farketmez oldum,
O Dost’un eline atalı adım.

(Öğreteyim, dedi, sana bir ilim):
Aklımı, fikrimi, o aldı teslim:
Açınca bir dalga, can yaprağından, (1)
Görünce, lâl oldu, söyliyen dilim.

Edemem çıkmaya, nidem, cesâret:
Her taraftan tuttu, beni bu âdet; (2)
Konuşamayınca, dünyâ sözünü,
Dostlar düşman oldu, eder hakaaret.

Sürmek istiyorlar, her yandan kara,
Hem dahî düşürmek, isterler dara;
Suçunu terkedip, (Dost)a dönende
Hiç korku kalır mı, dönmüş Gaffâr’a?

Bu (Emre) görüyor: onlar da kemâl;
Ne hâl bâkî kalmış, olmamış zevâl?
Avara etmiyor, yetmişbin perde,
Yandı; karşısında, duruyor (Cemâl).

Zapteden : Fuzûle Emre
Saat: 8.50


(1) Dalga : Kitap yaprağı.
(2) Halkın, mutasavvıfları taşlama âdeti. 13.9.1953