Her kulda bir Sıfat, etmiş tecelli,

Ne hikmet vermiştir, Mevlâ, hayâta,
Dünyâ, âşıklara, olmuştur zelber, (1)

Her kulda bir Sıfat, etmiş tecelli,
Onun için ayrı durur emeli;
Böyle gelmiş, gider; kurulmuş kaanun,
Âhiri görünmez, hem de evveli.

Türlü türlü açmış, çiçeğe benzer,
Kimi gaayet halîm, ipeğe benzer:
Bâzısı şeytandır, gizler kendini,
Kimisi, görünmez, meleğe benzer.

İçini seyreden, olmuştur meftun,
Bildirmek istesek, gaayetle uzun;
Ötüyor bâzısı, bülbüller gibi,
Bâzısı yırtıcı, sanki bir kuzgun.

Bâzısı kinlidir, sanki bir deve,
Bu etten yapılmış, girmiş, o, eve;
Yüreği acımaz, çöker üstüne,
Canları çıkartır, hep seve seve.

Çoğu, tavşan gibi, uyur, bakarak,
Kimi tilki gibi, kimi de ahmak;
Hangisi yanlıştır? Cümlesi doğru;
Bâtılı kalmamış, her sıfatı hak.

Yaratan, çıkarmış, böylece oyun;
Çoğu mahzun durur, sanki bir koyun;
(Emre) hayrân oldu, durmadan bakar,
Muhît olan Yâra, olmuştur meftun.

Bunları ayırmak, ilimler zoru;
Göz ile görülmez; böyle, zuhûru;
Doksan dokuz sıfat: (Esmâ-i Hüsnâ);
Yârab! gerisinden, (Emre)yi koru.

Zapteden: Neş’e Kayalıyük
Saat:10.15


25.5.1956