Havada uçan kuşlar,

Bazı gelir gam sarar,
Sana lâzımdır ilim,

Havada uçan kuşlar,
Secde eyliyen başlar,
Sesini işitirse
Feryad etmeye başlar.

Hep dururlar put gibi,
Dizilmiş yakut gibi;
O hale bürünenler
Saf olur Mâbud gibi.

Her âşıklar bakarlar
Güller gibi kokarlar;
O saray zâhir olsa,
Dört yanından yakarlar. (1)

Vasıl olur bütün kul,
Bozulur bütün usul;
O saraya doğrudur
Binbir taksim olmuş yol.

Bütün yol orda biter,
Orda bülbüller öter,
Yarab kapına geldik,
İmdad eyle aç, yeter.

Sen destur ver, girelim,
Yüzünü aç, görelim.
Bu ateş makamına,
Sen lutf eyle, erelim.

Aç da kalmasın hicap,
Görünsün o âfitap;
Tarif eder, görünmez
Gökten inen dört kitap.

Ötüp olmuşlar dudu,
Söylerler sen Mâbûdu;
Sana yakın olana,
Sen emrettin: fa’budû! (2)

Yarabbi, bu ne hâldir?..
Anlaşılmaz visaldir…
Senin sevdiklerine (3)
Dersin: başını kaldır!

Seyret, dersin, yüzüme,
Kulağı ver sözüme,
Eğer ayna lâzımsa,
Yüzünü tut gözüme.

İyi bak, gör sen seni,
Orada gör sen beni;
Cebrail alıp gider
Sadık olup gideni.

O tutturamaz makam,
Böyle emretmiş Mevlâm;
Hiç bir adım atamaz.
Atsa, bozulur nizam.

Orada yanar çok baş,
Geçerken atarlar taş;
(Emre) gitmek istersen,
Sen aşkı eyle yoldaş.


(1) O büyük zatın saraya benziyen vücudu anlaşılınca onu yakmıya, yani öldürmeye çalışırlar.
(2) İbadet ediniz!
(3) Sevdiğin kullara. 22.2.1946