Hak derdine aşktır merhem,

Dost, yüzüne, âşıka, tutmaz nikab; (1)
Ben Hayber’i fetheyledim,

Hak derdine aşktır merhem,
Aklım kalmadı bir dirhem,
Hep Hak oldu, yoktur şüphem,
Benden bana ettim visal.

Benden bana geldi Burak,
Bu böyledir, bildim mutlak…
Vardım, gördüm, Hak çok berrak,
Benden ayrı değil “Cemal”.

Ben kavuştum o Güzele,
Tarifi hiç gelmez dile…
Akıl bunu nasıl bile…
Hep bilenler oluyor lâl…

Her bilenler lâl oluyor,
Lâl olan, devlet buluyor,
Şavkı cihana doluyor,
Hiç onlara olmaz zeval.

Onlar candan usanmışlar,
Çünkü bu aşka yanmışlar,
Hakkı bilip inanmışlar,
Taç onlara olmuş helâl.

Kim ki aldı Haktan tacı,
Hakikatte odur hacı…
Bilmiyene gelir acı,
Anlıyana misaldir bal.

İşte buna denir “vahdet”,
Görülür “Hacerül’esved”;
Her görenler olur Hazret…
Perde çekmiş ona celâl.

Çok perde var, odur sağlam,
O, yetkindir, gerisi ham;
O yırtılsa, gelir ilham…
Nasıl anlaşılır bu hal…

Kimler benliğini atar,
Bir Usta elini tutar;
Bu perdeyi onlar yırtar,
Görür, aklı olur battal.

Gören, demez kimselere;
(Emre) söyler nefse ere,
Çün, kavuştu bu cevhere; (1)
Bilmiyenler, oldu dellâl.


(1) Çün = çünkü. 1.3.1943