Fazîlet önünde eğilir boynum;

Yüzünü görünce, azap kalmadı,
Gönülden sevenler, olur mu ayrı…

Fazîlet önünde eğilir boynum;
Onun-için, dedi, Yaratan: “kulum”;
Secdei Rahmâna sürdüm yüzümü,
Mevlâ, cemâlinden, etmedi mahrum.

Gözlerim görmüyor engin ve yüksek,
Her yüzde gördüğüm, dâimâ: melek;
Hakka yalvarırdım, kabûl-eyledi;
Bildim dürüst-imiş, böyle bir dilek.

Gelip Aşk, sarıyor, durdurmuyor dik,
Çok şükür, yokluğa, eyledi mâlik;
Zerre benlik gelse, ediyor mağrûr,
Tenezzül yoluna, ben oldum sâlik.

Zilleti verince, ettim iftihâr,
Dâimâ gözlerim, yüzüne bakar,
Bu nasıl ceryandır, etti istilâ,
Bütün ışıkları, gözümden akar…

Nereye gidersem, benimle gezer,
Cümle seyrettiğim, hep bana benzer;
Bilinmez idrâke sâhib-eyledi,
Bu verdiği akıl, her şeyi sezer.

Bu ömür yollarım, geçer onunla,
Yatar, uyur iken, ayrılmaz Mevlâ;
Günâh-ile sevap görmüyor gözüm,
Nur diye seyreder gönlüm, her kula.

Kesreti, görüp de, seçemez-oldum,
Vicdânım karıştı, geçemez-oldum;
Dâimâ doldurur göz kadehine,
Ondan gayrisini içemez-oldum.

Bir dahî ayılmaz, eyledi, mahmûr,
Öyle bir rahatım… bu imiş huzûr;
(Emre) serilince ayak-altına,
Yaklaşamaz-oldu, kibirle gurûr.

Neylesin, tutuldu, gördü, bir kerre,
Benlikten kalmadı, birtek bir zerre;
Yönünü çevirmez, ebedî bağlı,
Ne kadar dönerse dönsün bu Kürre…

Zapteden: İ. Yöntem.
Saat:15.45


20.10.1960