ANA SAYFA  |   İLETİŞİM   |   İNDİR  |  ENGLISH 
 


İsmail Emre’nin Tasavvufî Sohbetleri

70 kayıt bulunmakta ve her sayfada 15'er 15'er listelenmektedir.

1-)  7 Nisan 1957 | Sayı:41

Bundan evvelki sayılarımızdan birinde:

Âdemde bir et var, denilir; yürek,
Küreden büyüktür, gizlenir felek;
Binbir sıfat gizli, sıtreder melek,
Rahman sarayıdır, kul gözü görmez,

dörtlüğü ile başlayan bir doğuş vermiştik. Bu doğuş, (Kâmil İnsan)ın gönlünü anlatmaktaydı. Bir sohbette bu doğuşun okunması vesilesiyle;

Emre’ye “Gönül nedir?” diye bir sual soruldu. Emre şu cevabı verdi:

         Gönül, nuranî bir sıfattır. Elektrik ışığı nasıl ampulden zuhûr ediyorsa, “Gönül”ün zuhûratı da kalptendir. Gönül bir “Cismi lâtif” dir, ... [devamı]

2-)  14 Nisan 1952 | Sayı: 42

Bu sayıda, Emre’nin muhtelif sohbetlerde ahlâk mevzuu üzerinde söylediklerini bir araya getirmeye çalışacağız.

[devamı]
3-)  21 Nisan 1952 | Sayı: 43

Bu sayımızda, okuyucularımıza, iki hafta kadar evvel yapılmış olan bir konuşmanın notlarını vereceğiz. Emre’ye tasavvuf mevzuu üzerinde sual soran ve biri doktor, diğeri felsefeci olan iki münevver zatla yapılan konuşmayı, ne yazık ki başından itibaren zaptedemedik. O konuşma, bu gafletten uyandığımız zaman şöyle devam ediyordu:

- Mutasavvıflar maddî, yani cismânî haşri kabul etmiyorlar. Âhirette azâb mevcut olduğuna ve azâbın acısını, ızdırâbını da ruh değil, ancak beden duyabileceğine göre mutasavvıfların kanaatleri yanlış değil midir? Mutasavvıflara göre, yoksa, dirilmek ve azâp çekmek yok mudur?

... [devamı]

4-)  28 Nisan 1952 | Sayı: 44

Emre’ye çok defa şöyle sorarlar: “Size dinsiz diyorlar; size tarîkatçı diyorlar, size şeyh diyorlar; ne dersiniz? Açık kalple sorulan bu suallere o şöyle cevap verir:

-   Biz dinsiz değiliz. Din bir yoldur. Herkes aklına ve anlayışına göre bu yolun bir noktasında bulunmaktadır. Kimisi yolun başında, kimisi ortasında, kimisi de nihayetindedir. Bazı kimseler de yolu yürüyüp bitirmişler, gayelerine ulaşmışlardır. Herkes kendi bulunduğu yeri bilir; kendinden ileri olan kimselerin hâlini, dini seviyesini bilemez. Din, insanları Allah’a götüren bir yolsa, mutlaka bir başlangıcı bir de sonu olacaktır. Yol da yürü... [devamı]

5-)  5 Mayıs 1952 | Sayı: 45

Yunanistan’dan gelen iki zâtın sormuş oldukları suallere verilen cevaplar: İlk mülâkat, 20 Nisan 1952 Pazar günü saat 18’de başlayarak 21Nisan Pazartesi günü saat 23’e kadar bilâ fasıla 29 saat; ikinci mülâkat, 26 Nisan Cumartesi günü saat 18’den 27 Nisan 1952 Pazar günü saat 19’a kadar 25 saat devam etti. Bu konuşmalar esnasında aldığımız notlar, gazetemizin beş-altı sayısını dolduracak kadar çoktur.

Peygamberimizin “İlim Çin’de de olsa tahsil ediniz.” Tavsiyesini can kulağı ile dinlemiş ve ona uymuş olan bu iki muhterem zât, Bay Nikola Rossopulos ile Bay Eriko Orologas, &ldqu... [devamı]

6-)  12 Mayıs 1952 | Sayı: 46

Bay Nikola, Emre’ye şöyle bir sual sormuştu:

N. -    Domuz eti niçin haramdır?

E. – Domuz etinde bir kurt vardır. Bu kurdun yumurtaları hararete dayanıyor, kolay kolay ölmüyor. Kana çiğ, yani canlı olarak karışınca hastalık yapıyor. Bir de, domuz dişisini kıskanmaz. İşte o hastalıknan bu pis huy bizlere geçmesin diye domuz eti harâm edilmiştir. Harâm edilen şeyler, mutlaka bizim iyiliğimiz içindir. Yoksa bunların Allah’a ne zararı, ne de faydası vardır. Domuz eti diğer etlerden kuvvetli olduğu halde, bu maddî ve mânevî zararlarından dolayı yasak edilmiştir. Peygamberim... [devamı]

7-)  19 Mayıs 1952 | Sayı: 47

Emre, insan varlığına dair şunları söylemişti:

İnsan, hakikatte çok tatlı bir şeydir. Nasıl tatlı olmasın ki, Allah onu “Ve lekad kerremnâ beni âdeme” sözü ile taltif etmiştir; “Eşref-i Mahlûkat” yapmıştır. Fakat “insan” insan olmadan evvel “beşer”dir. “Beşer” kelimesinin son hecesi ise “şer”dir. “İnsan” adını alabilmek için içimizdeki “şer”leri atmak lâzımdır. Birçok kelimelerde böyle bir “lisân-ı hâl” ifadesi vardır. “Şerîat” kelimesi de böyle değil mi? Şerîat demek (“şer”i at) demektir. Hakik... [devamı]

8-)  2 Haziran 1952 | Sayı: 48

- Boyuna öl, öl diyorsun; nedir bu ölüm?

Emre bu suale şu cevabı verdi:

- Tasavvufî hakikatleri anlaması da, anlatması da cidden zordur. İlâhî hakikat çok basittir. Basit olduğu için inanılması ve kabul edilmesi güçtür. Bunun içindir ki, bu hakikati, arayanlara bir hayli emek çektirdikten sonra söylemişlerdir. Emeksiz elde edilen şey kıymetsiz olur, ortalığa atılır, ayaklar altında kalır. Sonra bu hakikati herkes hazmedemez de… Herkese, anlayabileceği tarzda anlatmalıdır. Aksi takdirde ham meyve mideyi bozduğu gibi, ham kelâm da aklı bozar. Ham meyve yersek, mide onu oldurmaya çalışır. Meselâ ham erik, ağaçtan alacağ... [devamı]

9-)  16 Haziran 1952 | Sayı: 49

- Ölmeden evvel ölmek var diyorsunuz.         

- Evet. Ölmeden evvel ölmek var. Hz. Muhammed bu işi yapmış.

Şu kesret âlemindeki sayısız varlıkların bir tek canı olduğunu anlamış. İnsanları ama bütün insanları orada tevhid etmeğe çalışmış. Bu uğurda yorulmuş, sevinmiş, sıkılmış. Kur’ân bu didinmeler esnasında bizi hidâyete sevk ve ihyâ etmek için söylediği sözlerdir. Bütün insanları (bir nokta)da birleştirmeğe çalışmış. Onun için (Elhamdüllilâhi Rabbil’âlemin) demiş; (Elhamdülillâhi Rabbilmüslimîn) dememiş. Hz. Muhammed’in işaret ettiği noktaya varabilmek için kendimizi tanımamız lâzımdır. Biz, aca... [devamı]

10-)  30 Haziran 1952 | Sayı: 50

- Yalan için ne dersiniz?

- Yalan, bütün kabahatlerin başıdır. Kabahat gizli yapılır. Bir şeyi gizlemek, o şey yapılmışken, onun yapılmadığını söylemek değil midir? Şu halde her kabahatin gizlenmesi, yalan söylemekten başka bir şey değildir. Yalan, her suçun başlangıcıdır. Biz yalan söylemeyi bir tarafa bırakalım, yalanı dinlemeyi bile unutmalıyız, terk etmeliyiz. Mânevî kelâm kabımızın içinde bu fiil bulunmamalıdır. Her işimizde doğruluk ve sadakat şarttır. Farz edelim ki esnafız, değil mi? Gelen müşteriyi (Vahdet-i Vücûd) inanışına göre Allah’ın, o Büyük Varlığın bir parçası gibi görürüz. Onunla alışveriş ederken Al... [devamı]

11-)  14 Temmuz 1952 | Sayı: 51

Sohbetlerden birinde, okunan bir doğuşun şu iki mısrasının şerhi istenmişti:

Beyin; mide gibi durmaz çalışır;
Zorca hazmedilir kelâmın hamı.

Emre bu arzuya şu sözlerle cevap verdi:

Gıdânın ilk alındığı yer ağızdır. Gıdâyı hazmeden, ağız değildir. Mamafih ağızda da bir kısım hazım olur. Çiğneme esnasında dil etrafındaki bezlerden çıkan maddeler hazma yardım ederler. Çiğnediğimiz şey mideye inince, şeker yemişsek şekere göre, ekşi yemişsek ekşiye göre bir hazım kimyası başlar. Mide gıdâyı böyle kimyevi bir pişirmeye tâbi tuttuktan sonra bağırsağa verir. Orada gözle görülmeyecek kadar ince kıl damarlar b... [devamı]

12-)  11 Ağustos 1952 | Sayı: 53

Bir sohbet esnasında bir arkadaş, tasavvufî konuşmaların verdiği inşirâh hazziyle gülüyordu. Bay Emre, gülen arkadaşı söyletmek için bizlere dönüp sordu:

- Bu arkadaş niye gülüyor acaba?

- Gülen arkadaş cevap verdi:

- Bayram da onun için. 

- Arefesiz bayram olur mu? 

- Vardı amma geride kaldı.

Evet, bayram gelince arefe geride kalır; yani arefenin,  kıymeti
kalmaz. “İrfâniyyet” de arefeye benzer. Kelime ve mânâ bakımından da her iki kelime aynı kökten gelir. Hakikat bayramını yapamadıktan sonra irfâniyyet’in ne kıymeti var… “Arefe günü yalan söyleyeni... [devamı]

13-)  25 Ağustos 1952 | Sayı: 54

Emre’nin sohbetleri, yani konuşmaları, ya sorulan bir sual üzerine veya herhangi bir hâdise vesilesiyle olmaktadır. Yine bir gün ona şöyle bir sual sorulmuştu:

- Kur’an’da (Kul küllün min indillah) diye bir âyet var manası: “Her şey Allah’tan” demektir. Şu halde bizim, yaptığımız fena fiillerden dolayı mes’ul olmamaklığımız lâzımdır. Ne dersiniz?

Bay Emre ile suali soran zat arasında şu konuşma oldu:

- Âyeti tam olarak, eksiksiz tercüme eder misiniz?

- “De ki: Hepsi Allah’tandır.”

- Bu hitap kime? 

- Peygambere.

Demek ... [devamı]

14-)  8 Eylül 1952 | Sayı: 55

Bir gün Emre’ye şöyle bir sual soruldu:

— Mevlâna ile bir arkadaşı, kendileri Konya’da oldukları halde sabah namazlarını Mekke’de veya Medîne’de kılarlarmış. Böyle bir şey olabilir mi?

Emre şu cevabı verdi:

— Böyle şeylerin aslı yoktur. İslâmiyet’i, bu türlü hurafeler anlaşılmaz hale getirmiş, bizi de asırlarca uyuşturmuştur. Tasavvuf, İslâmiyet’i hurafeden kurtarıp hakiki çehresiyle bize tanıtmağa çalışır. İslâmiyet’te böyle şeyler yoktur. İslâmiyet demek Hz. Muhammed demektir. Hz. Muhammed Mekke’den Medîne’ye uçarak mı gitmiştir? O büyük zât, Allah&rsquo... [devamı]

15-)  22 Eylül 1952 | Sayı: 56

3 Eylül 1952’deki sohbetten:

Hakiki ilmin, “Ali, Fâtıma, Hasan, Hüseyin”den ibaret “Ehli Beyt”i sevmekten başka bir şey olmayacağını iddia eden bir zât, iddiasını Hz. Muhammed’in şu hâdisiyle ispat etmek istiyordu. Peygamberimiz bu hâdisinde: (Size iki emanet bırakıyorum. Bunun biri Kur’ân, diğeri de Ehl-i beyt’im) diyor.

Yani bu zât demek istiyordu ki, gerçek tasavvuf, Ehl-i beyt sevgisini benimsemektir. Onun için Emre’ye şu suali sordu:

S. – Peygamberimiz, bir gün ashâbıyla otururken toprağa bir çubukla dik ve düzgün bir hat çiziyor. Bu ... [devamı]



[ Sayfa : 1 2 3 4 5 ]

İÇİNDEKİLER


DOĞUŞLAR 1
DOĞUŞLAR 2
SOHBETLER
SOHBETLER'DEN SEÇKİLER
İÇ KAYNAK DERGİSİ
EMRE'DEN GÜZEL SÖZLER
NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUF'I İZAHI
İSMAİL EMRE'NİN HAYATI


DUYURULAR

Kayıtlı veriler: 11.12.2017
-DOĞUŞLAR 1: 1210 adet
-DOĞUŞLAR 2: 1200 adet
-EMRE'DEN GÜZEL SÖZLER: 131 adet
-İÇ KAYNAK DERGİSİ: 25 adet
-NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUF'I İZAHI: 24 adet
-SOHBETLER: 70 adet
-SOHBETLER'DEN SEÇKİLER: 127 adet
   
"İsmail Emre’nin Tasavvufî Sohbetleri" eklenmeye başlandı. 04.09.2013
- "Doğuşlar 1" başlığıyla yayınlanmış 1110 adet doğuş web sitesine aktarılmıştır. 01.03.2013
- "Doğuşlar 2" başlığıyla yayınlanmış 1200 adet doğuş web sitesine aktarılmıştır. 31.05.2012
- "İç Kaynak Dergisi"nde yayınlanmış "Nasreddin Hoca Fıkralarının Tasavvufi Îzâhı" isimli bölümler web sitesine aktarılmıştır. 16.06.2010
- "İç Kaynak Dergisi"nin tüm sayıları (25 sayı) web sitesine aktarılmıştır. 16.06.2010
- İngilizce sayfaları hazırlık aşamasında. 08.10.2009
- ISMAILEMRE.NET 08.10.2009 tarihinde yeni tasarımı ile açıldı.. Ve zaman içinde külliyat web sitesine aktarılacak. 08.10.2009

 

İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
İsmail Emre
Halil Develioğlu



Soru, görüş ve önerileriniz  için lütfen Webmaster ile bağlantı kurunuz.
BOBAR.NET