Dosttan gelmiştir havadis,

Sabrın sonu selâmet…
Yaktı, gönlümde durdu,

Dosttan gelmiştir havadis,
Güneşini tutuyor is;
Birgün olur güneş yakar,
Hiç güneş olur mu hapis?

İhya eder bu cihanı,
O diriltir cümle canı;
Ondan istifade eder
Kim temizlerse vicdanı.

Kimseye dokunmaz ziyan,
Diri olur zevki bulan;
Zevki gönülde bulanın
Nesinedir huri, cinan…

Cennette bulsa kaçarlar,
Dönüp o Dostu ararlar;
Bu lisan tarif etmedik
Hayret edilecek hâl var.

Bilenler oluyor ahraz,
Olup alıyorlar muraz (1);
Lâyık olan candan dinler,
Bilmiyen eder itiraz.

Dimağında yoktur tadı,
Görenler bildi, anladı;
Bu varlık harab olmadan
Tamir etmedi bünyadı.

Hazineyi viran saklar,
Arıyan, harapta arar;
Bulup da kıymet bilenler
Can içine alır, sarar.

Orda eder muhafaza,
Gösterirse kopar kazâ;
Burda her gelen bildirmiş
Göz kaniyle yaza yaza.

Ancak “ehli hâl” ler okur,
Ehil bulsa meydana kor;
(Emre), çınılatma tası,
Çoğu eder sokur sokur.

Onlar eder dedikodu,
İsterse söylesin dudu (2)
Dudu gibi söyliyenler,
Aşk hâlinden eli yudu.


(1) Murad.
(2) İsterse dudu kuşu gibi söylesin. 7.1.1946