Dilârâ kaldırır perde,

Bir zerreyim, sen “Kül” sün,
Terkeylemeyince bu malı, mülkü,

Dilârâ kaldırır perde,
Âşıkı düşürür derde;
Dilârâ’ya âşık olan,
Daim bulur, demez: nerde?

Dilârâ’dır bütün cihan,
Seyreder, onda mahvolan;
Dilârâ’yı bulanlara
Ne vakıt var, ne de zaman.

Dilârâ’dır eden hurrem
Bütün derde olan merhem;
İki âlem gaibolsa,
Dilârâ bâkîdir her dem.

Bütün âlem fânî olsa,
Dirilip de olsa İsa,
Ayrılınmaz Dilârâ’dan
Tûr dağına çıksa Mûsâ.

Dilârâ’dır diri tutan,
Gönüllere gelip yatan;
Bil, Dilârâ bir deryadır.
Bilir, canı varıp atan.

Dilârâ etse tecelli,
Görenin tutulur dili;
Bütün âlem helâk olur,
Dilârâ kalır ezelî.

Dilârâ’yı gören gözler,
Dilârâ’yı diyen sözler…
Bütün diller âciz olmuş,
Nasıl tarif edek (1) bizler…

Dilârâ’dır gözler şahı, (2)
Bu dünyanın güneş, mahı;
Âdem’den bu âna kadar,
Bütün ona eder âhı.

Dilârâ’dır bize Mevlâ,
Görünce etti istilâ;
Bu (Emre) seyir edince,
Durmadan eder: esselâ!

Ona âşık olanlar kim?
Âşık bilir, değil âlim;
Biçare (Emre) görünce,
Diline olamaz hâkim.


(1) Edelim.
(2) Göz şahı = gözbebeği. 9.7.1950