Dikiliyor, sanki put…

Anlaşılır mı kolay…
Gönül, aşktan usanmaz,

Dikiliyor, sanki put…
Böyle sever mi Mâbud…
Nasıl ekşi bakarsın?
Gül de, yüzünü doğrult.

Çabuk bu huylardan geç,
Hak, seni, sever güleç;
Gözlerini aç da bak,
Zevki ara, bul da seç.

Ateş gibi yakar gam;
Böyle kurulmuş nizam;
Bu hâli anlayınca,
Durmaz güler her âzâm.

Gülersen, eder sâf;
Öyle ayarlar Sarraf;
Çeşit çeşit bakanda,
Olur mu zerre insaf…

Zulm-ile olsan âbâd,
Sonucu, mutlak berbat;
Gamdan, gümandan kurtul,
Benliği yerlere at.

Söylerim sana, gönül!
Toz ol, yerlere dökül;
Seveceksen o Yâri,
(Emre)! sen dâîma gül.

İbretle bak cihâna,
-Tenbîh-edildi sana;-
Düşmüş ateş, içine,
Bitiyor yana yana.

Vakıt geçmesin de kaç,
Benliğini yere saç;
Misâl-olsun gül, reyhan,
Bu aşk, sular iken aç.

Sonra olursun zâlim,
Söylüyor bütün âlim;
Sorarlar sorgu suâl,
Diyemezsin ben kimim.

Kurulmuş nice mîzan,
Yoktur şüphe ile zan;
(Münkir)den kurtulamaz
Aşkı terkedip azan.

Edemezsin sen inkâr,
Gerek zarar, gerek kâr;
Gözünde oturuyor
Aşkı yaratan Hünkâr.

Onun ile biter iş,
Orada yanar teşvîş;
Helâl-olmuştur sana,
Şüphe eyleme, seviş.

Kelâm söyler dudağı,
Zıyâ verir yanağı;
(Emre) ile bir olmuş,
Dâim açık kucağı.

Zapteden: Müncibe Görgün
Mersin, Saat:18.30


8.11.1960