Derman gelir, dert gider,

Bu elden geçerken, eyledim temas,
Ne sırlar saklıyor, âhû gözlerin,

Derman gelir, dert gider,
Gönül! sen etme keder;
Ne kadar tedbîr etsen,
Bildiğini, O eder.

Ne olursa sen gör hoş;
Dileklerin senin, boş;
Her hâline râzı ol,
Rızâsına yürü, koş.

Sen teslîm ol, ol ferah,
Boşboşuna çekme âh;
Gözlerinden seyreden:
Gayri değil, o Allah.

Bu gafletten sen uyan,
Deli olur kıl sayan;
Terk edersen “Esmâ”yı,
“Müsemmâ”, olur ayân.

Seyredersin özünü,
Duyanğ gizli sözünü; (1)
Kafesten çıkmış gibi,
Unutursun hüzünü.

Gam, kasâvet hiç kalmaz,
Zevki çoktur, değil az;
Mal ve ilim sahibi,
Burda almış mı muraz?..

Önü, sonu: hep “bir ân”,
Bir karıştır bu zaman;
“Gel!” emrini duyunca,
Ne hâl alır duyan can…

Bilinmesi çok müşkül;
Benzi solar, olur kül;
Bu kafes boş kalırsa,
Yerini bulur bülbül.

Dönüp veremez haber,
Geri döndürmez “Dilber”;
Müşkili halledince,
(Emre) oldu berâber.

Kimsenin yetmez eli,
Bilmiyenler der: deli!
Aklı yetmiyen sorsa,
(Emre)nin dönmez dili.

Zapteden : Neş’e Emre, Mehmet Özhatay
Saat: 12.30


(1) Duyanğ = Duyarsın. 27.11.1953