(Bilen), hiç durmadan, eder imtihan,

Ah dağlar, dağlar, dağlar!
Neden ağlar ah bu gönül?

(Bilen), hiç durmadan, eder imtihan,
Nazarından kaçmaz, hem iki cihan;
Mâden, nebat, hayat, onunla muhît,
Dolanır da gelir, merkezi: (İnsan).

Işığı âdemdir, her varlık fener,
Zıyâsı sâbittir; seyreden döner;
Pervâneden öğren, onun aşkını,
Seyrini anlamak, nekadar hüner…

Görünce, canını, eylemiş fedâ,
Ölür, ona bakıp, edince edâ;
Zannederiz: yanıp, hayatsız kalır,
Canından geçene, karışır Hudâ.

Tokanıp da yanmak, gider mi boşa? (1)
Sırrı, bilinmeden, gelir mi hoşa?
Bu muvakkat hayat, değil mi fânî?
Gönül! sen terkeyle, ebedî yaşa.

Ömrün yüzbin olsa, değil mi fânî?
Çok isim işittik; vücûdu hani?
Bâzıları diri; cevlân ediyor,
Onları görmeğe, bu benlik mâni’ .

Kimi hayat bulmuş, kimisi helâk,
Onlar ile dolu, yer ile eflâk;
Çoğu haşrolmuştur, kirler içinde,
Tefekkür edenler, yaşıyorlar pâk.

Akıllar ermiyor, (Emre)! bu sırra,
Mümeyyiz önüdür, seyreyle, bura;
Her gelen, kapıdan, girip çıkıyor,
Sana da gelecek, mutlakaa sıra.

Canı kurtarmağa, lâzımdır (irfan);
Yedi başlı devdir, bu fânî cihan;
Merhameti yoktur, tutar, kemirir,
Elinden kurtulan, yüzbinde bir can.

Zapteden : Vasfiye Değirmenci
Saat: 9.50


(1) Tokanmak = Dokunmak. 6.11.1953