Bildim deme, seni, bilmeyen taşlar,

Âşık isen, aklında kir gezdirme,
Kaldırın siz mangalı,

Bildim deme, seni, bilmeyen taşlar,
Bu yollarda yok olur nice başlar…
Anlıyanlar akıtır gözden yaşlar;
Bu nizamı böylece kurmuş Hallâk. (1)

Dostu görür bu mihnete kardaşlar, (2)
Gören gözden nurlar çıkmağa başlar;
Tarif eder üstünde duran kaşlar;
Görülüyor gören gözlerde o şavk. (3)

Her görenler kanlı gömlek giymişler,
Belâlara nice boyun eğmişler;
Her âşıklar bu ateşe değmişler;
Birçokları yolda yemişler yaprak.

Yaprak yerken “Dosttan lûtuf…” dermişler,
Dost iline, böyle edip ermişler,
O yollara giderken az yermişler…
Böyle olur, kim Hakka oldu müştak.

Böyle olur Hakka doğru gidişler,
Sen teslim ol, Hak, bildiğini işler;
Sen yok olsan zuhur eder bilişler
Zuhur eder her yanandan Enel-hak!

Yok olanlar bu esrarı bilmişler,
Çünkü onlar, varlık nedir silmişler;
Böyle söyler Dost ilinden gelmişler…
Kendi Haktır, fakat görünür toprak.

Gelir iken oda göğüs germişler,
Bir bilene canı bedel vermişler,
Bilmek için yüzü yere sermişler,
Her bilenler, ustaya olmuş çırak.

Bu bir katı meyvadır, kesmez dişler;
Getirirken nice gemi delmişler,
Bu geçitten, (Emre), geçer dervişler…
Geçit ateş… varlık orda yanacak.


(1) Bu doğuşun da kafiye hususiyeti vardır.
(2) Bu mihnete kardeş olanlar, yani mihnete seve seve katlananlar Dostu görür.
(3) Şavk = ışık. 25.2.1943