Aşk, bir çelik leblebi, bilmem nasıl yutulur…

İçimdeki yanan Ateş!
Ninni gülüm, ninni, solmayasın sen,

Aşk, bir çelik leblebi, bilmem nasıl yutulur…
Giriftâr olan kişi, diyorlar, unutulur;
Her tarafı ateştir, zıyâ verir âleme,
Bu acıyan el ile, acep nasıl tutulur?

Akıl ermez ceyrandır, dokunmadan yakıyor,
Sanki misk ü anberdir, içten içe kokuyor;
Gözümü yumsam, açsam, karşımda sanem gibi,
Özüm kendinin oldu, yüreğime bakıyor.

Ölsem de ayrılamam, canım kendinin oldu,
Ben beni unutunca, yine kendisi buldu;
Yârab! bu ne güzellik, cihan yanıp tutuşur,
Bir zerre-i vâhittim, hâlim cihâna doldu.

(Emre)yi saran ateş, kimse bilmez ne hâldir,
Yerlere düşmüş, yatar; elinden tut da kaldır;
Bildim hidâyet senden, şekkim, şüphem yok benim,
Senden ayrı her sevgi, aldatıcı Deccaldır.

Güler, seni aldatır; dünyâya verme meyil,
Benim! dediğin varlık, idrâk et, senin değil;
Aman (Emre)! aldanma, ibret gözünü aç, bak,
Seni avlamak için gülüp de döküyor dil.

Zapteden: Neş’e Kayalıyük
Saat:14.10


1.6.1956