Âşikâr eylesek, esrârımızı,

Akıllar ermez feleğe,
Hâlimden soran olmaz,

Âşikâr eylesek, esrârımızı,
Târif dahi etsek, biz (Yâr)ımızı…
Dünyâ malı olsa, vermeyiz aslâ
Kalblerdeki olan, o vârımızı.

Hiç mîsâl olamaz, devreden Küre:
Sanki bir harmanda, küçücük zerre;
(Cennet-i İrfan)dır, târîf edilen;
Tecellî etse de, doğsa bir kerre…

Seyir eder âlem, olmazsa perde,
Birdenbire açsa, dayanmaz dîde;
Tahammül eylemez, insanın kalbi,
Meğer ki tutula, bizdeki derde.

Evvel: ummamalı, bu candan vefâ,
Cerrahını bulup, almalı şifâ;
O şavkı vurunca, âşikâr olur,
Işığı yayılır, bu Kaftan Kâf’a.

Görüp âşık olan, olur mu iflâh?
Gecesi, gündüzü, dâim geçer âh;
Dış tarafı gama bürünmüş gibi,
Gönül ile gözü, her dâim ferah.

Gözüne görünmez, görünen ülke,
Sâhibi görünse, bilinir gölge;
Gerisi bir yoldur, durmaz devreder,
Bilenler yürüyor, kan döke döke.

(Emre) verdi, aldı, eylemez minnet,
Şifâsını aldı, kalmadı illet;
Dilberini buldu, elele durur,
Bir dahî aldatmaz, görünen ziynet.

Zapteden: Selim Akgül
Saat: 7.30


31.8.1953