Akıllar ermez feleğe,

Bu dünyâya gelen, gidecek birgün…
Âşikâr eylesek, esrârımızı,

Akıllar ermez feleğe,
Neler doldurur eleğe…
Kimisi altına geçer,
Seyreder dürüst dileğe.

Uykusuzdur, “Kaaim” durur,
Kendi halîm; yoktur gurur;
Çevirdiği fırıldaktır,
Seyredemez onu mağrur.

Halkediyor, kendi Hallâk;
İstediği: temiz ahlâk;
Herkesin kendisi düşer,
Gayrisine kursa tuzak.

Göze görünmedik Halîm,
Bilir “bilinmedik İlim”;
Akılla idrâki zordur,
Anlar “ölü gibi teslim”.

Leblebilerden nem alır,
Nice akılda dolanır…
Biz fânîyiz, kendi “Kayyûm”.
Yok oluruz, kendi kalır.

İbretle baksak cihâna,
İki kapılı bu hana:
Gidenlerden haber gelmez,
Gelen bakıyor dört yana.

Zor anlaşılır bu; müşkül,
Herşey yanıp oluyor kül;
Bu sır zillete bürünmüş,
Açar, edenler tenezzül.

Gören, ölçüsüyle ölçer,
Geri döner, konar, göçer;
Bu bir aşkın bâdesidir,
Ahlâk sâhipleri içer.

Görünmedik bala benzer,
Anlaşılmaz “hâl”e benzer;
İçip de temizlenmiyen,
Söylenen Deccala benzer.

(Emre) içti, oldu ayna,
Bakan, benzetir boyuna;
Mehdî ile bir olmuştur,
Tutulmaz başka oyuna.

Zapteden : Neş’e Emre
Saat:7.30


4.9.1953